Ignoramus şöyle demişti
Değişmeyen tek şey değişimdir.
Değişmeyen tek şey değişimdir.
cumle.org Manifestosu (beta)
cumle.org nedir? nasıl işler? ve nasıl bu noktaya geldik?
cumle.org’da kimler yazabilir?
1: Ekip çalışmasına yatkın, analitik düşünme yeteneğine sahip, neden-sonuç ilişkisiyle çalışabilen, askerlik ile ilişiği bulunmayan (erkekler adaylar için?) ve esnek çalışma saatlerini göz ardı edebilecek herkes yazı yazabilir.
cumle.org’da yukarıdaki özellikleri taşıyan herkes kafasına göre yazabilir mi?
2: Hayır yazamaz. Öncelikle her yazının sonunda yazının konusundan farklı bir konu ve 3′er adet kullanılması zorunlu ve yasak kelime eklenmelidir. Ayrıca daha da önemlisi cumle.org’un doğası gereği herkesin karışılıklı olarak yazı ödevleri alıp verebileceği bir eşi, bir ekürisi olmak zorundadır.
Eküri bulmaya maddi ve manevi gücünüz yetmiyorsa cumle.org size bir eküri atayacaktır.
Buna göre her yazı, eküriniz tarafından belirlenen konu ve kısıtlamalara uymak zorundadır.
Hayatımda gördüğüm en saçma kurallar.
Site formatı gereği ödev usulü çalışmalarımız devam ediyorken bir “joker” olarak ödevimi yerime yapmasını istediğim ‘eXecution’ çok zor bir ödev vererek sitenin işleyişini durdurup varolan formattan vazgeçmemizi sağlamıştır. Bizi özgür kıldığı için kendisine tekrar teşekkür ediyorum ve sanırım artık her şey(!) serbest.
Sonraki Konu:
))))))))))) (hep smiley yapmak istemiştim)
bir bardak çözünebilir kahve içiyorum neredeyse bitiricem bi de sigara yaktım
Ağzıma bardak yapıştırıp içindeki havayı bitirip elimle tutmadan, o bardağı havada tutmayalı bayağı olmuş.
Bardak: anonim.

Zaman herkesin merak ettiği ve herkesin içinde bulunduğu fantastik bir mekanizmadır. İşleyiş bakımından her yönden bir makine parçasını andıran bu yapının sembolik anlatımı insanlar tarafından saat olarak tanımlanmıştır. Peki bu sembolleri kullanarak bu makinenin işleyişini takipte bulunan insanlarda biraz makineleşmemiş midir yılların içinde ? Bu cevabı ararken tamamen bir elektronik mekanizmaya bakarmışçasına bakacak olursak; İnsan bir elektrik ışınına benzer ve kendi yönünde ışık hızında ilerler fakat çalıştığı sistem kullanılması zorunlu birtakım yollar oluşturmuştur bu ışınlara. belirli bir yaşa kadar insan tek düze bir yol izler ve saçılmadan tek bir ışın hüzmesi olarak yoluna devam eder. bu süreç ancak başka devre yollarının yolunu kesmesi yada birleştirmesi ile son bulur. Yeni katılımlar yada ayrımlarla yeni bir süreç başlar bu da birliktelikler süreci olarak adlandırılabilinecek bir süreçtir. Işınlar yeni bağlantılar ile çiftleşir sonunda daha kuvvetli iletkenlik sağlar. Fakat her seferinde bu kadarla kalmaz elektrik ışınları birden fazla bağlantıyı bir arada birleştirir bir röle oluşturur yani birnevi bir kutpun birden çok zıt kutupla birleşmesi halinde poligamik bir ilişki oluştur. Bunun sonucunda aslında çokta etkili olmayan devre elektriği artık önemsenecek boyuta ulaşır sapanın fırlattığı taş misali büyük bir eneri ile çalışır ve tüm sistem içinde çalışır bir yer edinir. İşte bu da en küçük bağlantı yapı taşı olan aileyi önemli kılar.
Sıradaki Konu : Fidel Kastro’nun erkek kardeşi Raul’un bilinmeyen yanları
Münasip Kelimeler : Kuran-ı Kerim, Klavyenin “z” tuşu, İsmail YK
Namünasip Kelimeler : Devrim, Komünizm, Che Guevera
Birileri şu rusları durdursun
Ellemeyin hayranlarımı bi kere adamlar sanattan anlıyorlar. Edebiyat sanatıda görüldüğü üzere evrenseldir.
“Sınırlı internet psikolojisi” kavramını ilk ortaya atan kişi sanılanın aksine ünlü İtalyan gezgin ve şair Nonego Reperio değil Sir Valde Alogia‘dır. Sir Valde Alogia, Brandenburg eyaletine bağlı Ahrweiler kentinde beş çocuklu Yahudi bir ailenin üçüncü çocuğu olarak 15 Mart 1827′de dünyaya geldi. Babası bir soğan tüccarı, annesi ise ev hanımıydı. Valde, kardeşlerine ve diğer çocuklara göre çok daha sessiz, içine kapanık ve beceriksiz bir çocuktu. Mahalle maçlarında kaleye hep o geçiyor, kaleciliği pek beceremediğinden aptalca goller yiyordu. Başarısızlık, dışlanma ve utancın üstüne bir de tüm takım arkadaşları tarafından tartaklanıyor, eve karmaşık duygular içinde, boynu bükük olarak dönüyordu. On üç (13) yaşına kadar evde ailesi (özellikle de annesi) tarafından eğitildi. O sıralar, ilerde memur olmasını isteyen babasıyla zıtlaşıyor, şarkıcı olmak istediğini söylüyordu. Genelde akşam yemeği sırasında bağrışmalarla başlayan bu tartışmalar, babasının yemeği bitirip sakince sandalyesinden kalkarak Valde’nin ensesine okkalı bir şaplak atmasıyla son buluyordu. Bu, 14 Kasım 1840′da tüberkülozdan babasını kaybetmesine kadar neredeyse her akşam tekrarlanan bir çeşit ayin gibi sürüp gidecekti. Aynı yıl Ahrweiler Gymasium‘una girdi. Ancak sevmediği dersleri asıyor, hiç ilgilenmiyordu. (İleriki yıllarda öğretmenleri hakkında ağır hakaretler içeren bir kitap yazmıştır.) Oradan 18 yaşında nihayet mezun olduktan sonra şarkıcılık hayalinden çoktan vazgeçen Valde hukuk okumak için Bonn Üniversitesi‘ne kayıt oldu. Felsefesi ve bizzat hayatı üzerinde derin etkiler bırakan Larva Puto’yla da orda tanıştı. Larva Puto ölmeden önce yazdığı oto-biyografisinde açıkça Valde’yle aralarında aynı tarihte aynı okulda öğrenim görmenin haricinde bir ilişki olmadığını söylese de Valde tüm fikirlerinin esin kaynağı olarak Larva Puto’yu göstermiştir. Bu dönemde Valde bir çok şiir ve hayat üzerine deneme kaleme aldı. “Aşkın Birimi Nedir?”, “Bana Duracak Bir Yer Verin”, “Tüm Bakışlar Yakalanmalı: Ölü ya da Diri!”, “100 Soruda Seks”, “Gereksiz Bayramlar”, “Kablosuz Ağ”, “Büyükbaş Hayvancılık ve Nano Teknoloji” gibi eserleri bize kazandıran Sir Valde Alogia, 20 Şubat 1858′de Paris’teki evinden ekmek almak için çıktı ve bir daha da geri dönmedi.
Sonraki: Ailenin Önemi
Yasak: toplum, evlilik, akraba
Zorunlu: poligami, röle, sapan
Tasarim ve icerik olarak basarili bir site, tebrikler.
Radiohead, albümünü (In Rainbows) internet üzerinden bedava dağıtan, bir kaç kişiden oluşan günümüz popüler müzik gruplarından biri herkesin gayet iyi bildiği gibi. Ne tür müzik yapıyorlar, niye müzik yapıyorlar, nasıl müzik yapıyorlar şu an hiç umurumda değil. Kim oldukları, ne yaptıkları, ne düşündükleri hakkında en ufak bir şey duymak istemiyorum. Şarkılarını dinliyorum. Radiohead dinleyen milyonlarca kişiden biriyim. Dinlerken haz ya da ufak ve garip bir mutluluk duymanın haricinde başka bir avantajını henüz görmedim, olduysa da fark etmedim, ettiysem de hatırlamıyorum, hatırlasam da söyleyemezdim zaten.. Radihead dinlemenin en büyük dezavantajı dinlerken kaybettiğiniz zaman olabilir. Tam da dinlerken Tv’de Yemekteyiz ya da Bez Bebek’i kaçırabilirsiniz. Radiohead dinlerken Serdar Ortaç’ın şarkılarını dineyemezsiniz. Ya da nebileyim ben.
Bahsetmek için bile bir yerinden pisliğine bulaşmak zorunda kaldığımız günümüz modern dünyasının modern şehir insancıklarının modern melankolileri üzerine modern şarkılar yapan Thom Yorke, haykırışı, mırıldanması ve arkadaşlarının varlığı herşeye rağmen iyi bir şey.
Sonraki Konu: Eğitim, Zararları (Yararı var mı?)
Yasak Kelimeler: dil, alışkanlık, kötülük
Zorunlu Kelimeler: sakat, nesil, ilkokul
Sanatsal filmlere örnek vermek zorunda kalsaydım eğer -ki bu kalmış hâlim- bu filmler “klima tamircisi” ya da “darbukatör baryam” olmazdı elbette. Bir filmin sanatsal bir film olabilmesi için belirlenmiş ya da belirlenecek kriterler neler olmalıdır? Sanatsal film, belirli kriterlerin baz alındığı ve bu kriterlerin dışına çıkılamadığı, zamanında ne olduğu belirlenmiş ve asla değişmeyecek bir şey midir ki? Tabii ki evet. Bu aynı leblebiye neden leblebi ya da bir anahtara neden anahtar dememizle hemen hemen aynı şeydir.
Belirlenen kriterdeki filmler “sanatsal film” kategorisine girer bu kadar basit. Ama sanatsal film o kadar basit değil. Basit olan günümüz filmleri. Günümüzdeki para kaygılı filmleri yerecek kadar değerli bulmadığımdan onları yermekle uğraşmıyacağım zaten. (biraz yerdim sanki?)
Aklıma sanatsal film denilince ilk gelen yönetmen Andrei Tarkovsky ve başyapıtı olan Stalker filmi. Bunun dışında Stanley Kubrick, Michael Heneke, Lars Von Trier vs. diye listeyi uzatabilirim lakin Tarkovsky’i tanımışlığımdan sonra bir anda liste başına oturdu ve yerini kaptıracak gibi de görünmüyor. Tabii Maskeli Beşler Irak’dan sonraki çıkacak seriye bağlı birazda.
Sonraki Konu İçeriği: Radiohead dinlemenin avantajları ve dezavantajları
Kullanılmaması Düşünül(e)meyecek Kelimeler: melankoli, mutluluk, haykırmak
Kullanılması Düşünül(e)meyecek Kelimeler: sıkıntı, bunalım, aşk

Onların UFO'su
Uzaylılar ve UFO’lar hakkında bir dolu teori var. Nasıl olduğunu anlamasak da çok uzak gezegenlerden bir şekilde gelip bizi izleleyen farklı yaratıklar oldukları, aslında uzaylı dediklerimizin zaman yolculuğu yaparak çok uzak gelecekten gelen insanlar oldukları ya da işin içine boyutu da katarak aslında uzaylıların bizimle aynı gezegen üzerinde ancak farklı boyutta yaşayan canlılar oldukları gibi. Nasıl bir teori olursa olsun sonuçta sahip olduğumuz bilim, teknoloji ve bilgi onlarınkilerle kıyaslandığında son derece sığ ve ilkel kalıyor. Ne yaptıklarını tam olarak bilmediğimiz gibi nereden ve nasıl geldiklerini açıklamaya çalıştığımız yöntemler de bizim için sadece düşünce düzeyinde varlar. Oluşturduğumuz toplum, insanların birbilerine karşı devinimleri, ekonomik ve psikolojik bunalımlar, üretebildiğimiz tek UFO’nun elektirikli soba olması kısacası insanlığın mevcut hali ortada. Tüm bunlar göz önüne alındığında bizden gayet ileri uygarlıklardan olan uzaylıların kendilerini niye afişe etmedikleri de ortaya çıkıyor. Neden bizimle muhatap olsunlar ki? Belki sadece var olup birbirimize hayatı dar etmekten daha yararlı kullanılabileceğimizi düşündükleri için. Gözlemleyip ibret alarak kendi toplumlarında neyin yapılmaması gerektiğinin örneklerini derlemek için.

Bizim UFO'muz
Bizi fikir ve kültür alışverişi yapacak kadar değerli görmedikleri için onları suçlayabilir miyiz? Belki de yapabiliriz, ama onları ikna edebilir miyiz bilmiyorum. Şimdiye kadar varlığımıza tolerans gösterdikleri bundan sonra da böyle olacağı anlamına gelir mi? Çıkarları olmadığı sürece böylesine ileri tekniklere sahip bir toplum bizimle ilgilenir mi? Onlara ne sunacağız? Hiçbirşey. Nitekim yaşanan deneyimler de bunu gösteriyor. Doğru olup olması hakkında konuşmaya gerek duymadığım üçüncü türden ilişkiler de hep hayal kırıklığı ile sonuçlanmış. Uzaylılar tarafından kaçırılan kişilerin üzerinde bir takım deneyler yapılması, daha sonra bunların çok azını hatırlamaları hatta uzaylıların bir kadın rehini hamile bıraması ancak düşükle sonuçlanması, mesi ması vs.. Uzaylılar var olsa da olmasa da “Evrende yalnız mıyız?” sorusunun cevabı gayet açık: Evet yalnızız.
Sonraki Sıkıcı Konu: Sanatsal Film nedir? Örnek verebilir misiniz? Aferin.
İstenilse de istenilmese de Kullanılacak Kelimeler Öbeği: klima, leblebi, darbuka
Zaruri Olsa da Zinhar Kullanılmayacak Kelimeler Kümesi: sıradan, popüler, piyasa
Gize piramitleri; Mikerinos, Kefren ve Keops olmak üzere toplam üç tane piramite verilen isimdir. Büyüklükleri | Keops > Kefren > Mikerinos | şeklindedir. Milattan Önce 3000 yıllarında yapıldıkları sanılmaktadır. Onları diğer piramitlerden ayrı tutan en büyük sırları ise içlerinde yazı bulunmaması ve nasıl yapıldıklarının halen bilinmiyor oluşudur. Kimileri şeytani komplolar üzerine yoğunlaşsada en yaygın varsayım bu piramitleri uzaylıların yaptığı düşüncesidir. Bu döngü yüzyıllardır hatta binyıllardır devam etmiştir. Aynı zamanda Keops dünyanın yedi harikasından biri olmayı başardığından mısır piramitleri arasında en saygın pozisyondadır. İşte bazı enteresanlıklar;
Sonraki Konu İçeriği: Uzaylıların kendilerini afişe etmemelerinin sebepleri / UFO
İşte Kullanılacak Kelimeler: ilkel, devinim, tolerans
İşte Kullanılmayacak Kelimeler: gemi, yabancı, dünya
Yorumuma piramitlerin nasıl yapıldığına dair varsayımlarla başlamak isterim.Her biri 20 ton ağırlığında ve yetişkin bir insan büyüklüğünde olan(ki şahsen gidip gördüm) taşlardan oluşturulmuş piramitler tamamen insan ürünüdür.Şu bir gerçektir ki önceki insanlar şimdiki insanlara nazaran daha iri,daha uzun ve daha dayanıklıydı.Ayrıca piramitlerin yapılışı esnasında milyonlarca köle ölmüştür..Bu köleleri mısırlılar dışında shilluklularda (Sudanlılar,Etopyalılar) oluşturmaktaydı.Ki özellikle mısırlılar ve kavruk tenli shilluklular günümüzde de diğer ırklara göre daha iri yapılıdır.Piramitlerin oluşumundaki zaman diliminde birçok Firavun devrinin de geçtiği göz önünde bulundurulursa bunun hiçte imkansız olmadığı ortada.Ayrıca matematiksel boyutunu düşünürüpte beynimizde bir takım soru işaretleri oluşursa bunu bilmek gerekir ki medeniyetler arası matematiğin en çok geliştiği medeniyet Mısır Medeniyeti dir.İnsanlık orta çağdan itibaren meraklı değildi değil mi.Masalsı teoriler günümüzde de arkeoloji dalında çürümüştür.
Daha sonra bubi tuzaklarına da değinmek gerekir.Her odasının farklı iklimi vardır.Bitkilerle,mayalarla yapılmış beyni öldüren zehirli gazlar..ya bunları saysam konferans metni olur.:D Kısacası bubi tuzaklarının da geliştirildiği ve en fazla görüldüğü şeydir.
Piramitlerin içini dolaşmak ayrı bir mesele.Çünkü piramitlerin içinde eğilerek yol alıyorsunuz.Öyle bir hesap söz konusu ki insanın nerde ne zaman yorulacağı göz önünde bulundurulmuş ve ona göre küçükte olsa belli bir dinlenme ve doğrulma yerleri konulmuş..Eğilerek gidilmesinin de sebebi şudur..Firavunun yada Firavunların egoist olup kendini bütün insanlıktan üstün görmesi ve Allah a şirk koşarak kendisinden başka ilah tanımamasından dolayı ona secde ederek ulaşılmasını istemesidir.
Benim yazımı ilk gördüğünde yaptığın yorum “yetersiz” olarak kayıtlara geçmişti. Ben de sana zaten ‘yetersiz bir blog’uz demiştim hatırlarsan. Fakat senin yorumunun da pek aydınlatıcı olduğunu göremeyiz hatta benimki daha iyi bence (ki gitmedim
) Yani neymiş? direkt yermek çok kolaymış ama iş başa düşerseymiş böyle çuvallamakta komik olurmuşmuş.
Yine de emeğin için +1 rep.
Bence Lerze heryönden haklı bi kere Allaha şirk koşmada neymiş günah günah
Mısırlılar Türk’tü!
Cansu 12:58 am on March 20, 2009 Permalink |
Ah canım ne güzel demiş.