Updates from March, 2009 Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • eXecution 10:49 pm on March 31, 2009 Permalink | Reply
    Tags: düşünce, görüntü, ısı, ışık, kırmızıi görsel   

    Görüntü 

    safak_1111Isısı tamda dili yakmayacak seviyedeydi kahvenin. Işık rahatlatıyordu gözlerimi. Duvarları bu ton bir yeşile boyamak kimin fikriydi acaba diye geçirdim aklımdan. Çok güzel duruyordu. Önümde 2 veya en fazla 3 kişinin oturması için tasarlandığını düşündüğüm kahverengi bir koltuk vardı. Tamamen boş, herzamankinden sessizdi. Kırmızı ceketli biri otursa renk uyumunda son noktaya ulaşacaktım. Mekan tam istediğim gibi bir yer olacaktı. Fakat seste istemiyordum, konuşup paylaşmak değil yalnızca kendi gözümü tatmin etmekti amacım. Bu yüzden kırmızı ceket giymiş kimsenin gelmesini istemiyordum. Çünkü insan herhangi bir yerde kırmızı ceket giymiş biriyle oturuyorsa ona bir kaç kelime sorumludur. ceketin rengi değişsede görevler aynıdır. Hatta mekanda bulunduğunuz gün genel bir dinlenme günüyse ve yaşınızda henüz 30′u bulmadıysa eğlenmeniz gerekir. Eğlenmek için bir yere gitmekten daha büyük bir sorumluluk sıkıntısı olamaz zaten.

    Düşünce olarak rahatlamak için düşünmüş, düşümle bir mekan yaratıp görüntüdeki bir rengin eksikliği düşümü bozmuş fakat eklenecek kırmızı görüntüye olan sorumluluk saplantım ile yine düşünerek kendi canımı sıkmıştım. Peki görüntü tam olarak ne demekti ? Görüntü gerçeğin habercisidir. Yani gerçek olanın belgesi olabilir ama olmayada bilir. görüntü o an orda var olduğuna inanılan bir imajdır. Yalnızca hissedilebilir. Görüntü içinde geometri gibi bir çok pozitif bilimi barındıran ve “insanın farketmeden yarattığı kültür birikimi” ile doğrudan ilintili bir kavramdır. Bu bahsedilen birikim deneyim sonrasında beğeniyi yaratan kendi içinde sürekli bir çelişki içinde olan beynin bütün çalışma prensibinden aslında tamamen farklı çalışan “yüce” sayılabilinecek bir sistemdir. Görüntüleri bulmak bir sonrakilerde aramayı gerektirir. Arayışlar beklentiyi yaratır sonrası zaten değer yargılarıdır. Tüm bu beklenti ve arayışlar insanın kendi görüntü evreninde yarattığı kıstaslar yani özetle “estetik” anlayışıyla bağdaşır. Görüntü sanatı bu birikimler ile şekillenen bir olgudur. Bu yüzden sinemada önemli olan unsur “ne” anlatıldığından çok “nasıl” anlatıldığı, kimin “senare” ettiğinden çok kimin “yönettiği” üzerinedir. Fakat görüntüyü alıp sonrasında deneyimleyip en sonda estetik yaratmak bir kaç cümleyle anlatılandan biraz daha karmaşık bir yapıdır. Bir çok yöntem keşfedilmiş, insanlarn ilgileri aranmıştır uzun bir süre. Sonrasında bir görüntü imparatorluğu kurulmuş ve ne zaman neye ilgi duyacağımız keşfedilmiştir. Çağdaş sinema filmlerinde gördüğümüz ve hemen beğendiğimiz yakışıklı adamlarla güzel kadınların oynadığı filmler bir çok görüntü imajımızı sömürerek adına beğeni dediğimiz bir teslim olma verir. Sinemada yada herhangi bir görüntü ve gösteri sanatında bu yüzden seçici olmak birinci unsurdur artık. Ve aslında ne aradığımızı sorgulamaktansa, düşünmeden görmeye çalışmalıyız. Çünkü görsel hafızaya ve görsel evrenimize ancak cümleler gibi düzenli kavramları beynimizden silerek ulaşabiliriz.

    Sizleri aptal aptal seyretmeye davet ediyorum….

     
    • Cümle 11:46 pm on June 18, 2009 Permalink | Reply

      Kültür zamanla asılı kalmadan, cümleleri mi izlesem..

  • catiski 9:41 pm on March 26, 2009 Permalink | Reply
    Tags: birgün, eskidendi, , kendini kandırmak,   

    ‘Ve Öldü’ Yazı Dizisi Serisi Varan 002 

    zamanında kendini kandırabiliyordu.
    kimi zamansa isteği doğrultusunda kandırmayabiliyordu.
    bir zaman geldi ve sıkıldı bu bitmek bilmeyen kendi otoriter yönetiminden.
    mücadeleyi bırakmıştı artık.
    ama kendini iyi hissetmeyi de bırakmıştı aynı zamanda.
    uzun zaman sonra birgün kendini tekrar ele geçirdi.
    ve o gün ölüverdi trajik bir biçimde.
    ölmesi dışında onun için iyi bir gündü.

     
    • anka 5:07 pm on March 29, 2009 Permalink | Reply

      Çok güzel..içimize yolculuğun hikayesi..

  • ignoramus 6:42 pm on March 22, 2009 Permalink | Reply
    Tags: bir, her, hiç, şey   

    hiçbirşey yazmak istemiyorum.

     
    • catiski 9:11 pm on March 22, 2009 Permalink | Reply

      “hiçbir şey” olarak yazılır desem alınmazsın umarım.

    • ignoramus 12:23 pm on March 23, 2009 Permalink | Reply

      öyle yazıldığını biliyorum desem çoğunuz inanmaz tabi. hatta “tabi tabi elbette biliyordun” gibi kinayeli laflar bile eder kiminiz. etmese bile düşünür.
      ya da madem bir şey yazmak istemiyorsun bunu ne diye yazıyorsun be adam bile derler diye tahmin ediyorum. çok sinirlenip küfür eden, aşağılayıp tiksinen olur mu bilmiyorum. aslında okuyan var mıdır ondan bile emin değilim.
      alındım mı? evet alındım.

    • catiski 9:34 pm on March 23, 2009 Permalink | Reply

      tabii tabii!

    • ignoramus 1:40 pm on March 26, 2009 Permalink | Reply

      birileri bir şeyler yapsın artık.

    • Rawkon 3:26 am on June 2, 2009 Permalink | Reply

      küğöte: hiçbirşey yazmak istemiyorum.

      ama yazmışsın?

    • konami 10:46 pm on June 11, 2009 Permalink | Reply

      ilk defa yazıyorum bununla birlikte yorumum geliyor, yine de herkesin yazmak istediği bir şeyi yazmışsın, herkesi yazmışsın, bitti

  • catiski 5:29 pm on March 18, 2009 Permalink | Reply
    Tags: can, canım, canısı, canocan   

    Posta Kutumuza Gelen Posta 

    can yazmış: <*@*.net>
    canım,canımsın,canıma,canımcım,canısı,janım,cnm,janum,canim,canın,canı,can,ciger
    at bad cat dat fat god hat kat mat pat rant sat şart vasat yat zat
    Web: *.netIP: 212.175.**.***

    Kendisine göstermiş olduğu ilgi için teşekkürü bir borç biliyor ve memnuniyetini dostlarına aktarmasını temenni ediyoruz.

     
  • catiski 9:45 pm on March 15, 2009 Permalink | Reply
    Tags: bitkin,   

    ‘Ve Öldü’ Yazı Dizisi Serisi Varan 001 

    öyle bitkindi ki,
    zihnini yavaşlatmayı düşünmüştü.
    denedi.
    ama,
    bunun için harcadığı efor, sarfettiğini aşmıştı.
    vazgeçti sonunda.
    “beceremedim” dedi kendi kendine.
    sonra hiçbir şey olmamış gibi bitkin olmaya devam da edemedi.
    biraz daha yük aldı.
    öldü sonra, daha ağır düşünceleriyle birlikte.

     
  • catiski 3:57 am on March 9, 2009 Permalink | Reply
    Tags: chrome, google, gugıl, illüzyon, Internal Tube, InternalTube, kandırmaca, kırom, lights, pazarlama, tdtl, turn down, turn up, tutl, yutup   

    turn down the lights & turn up the lights 

    düğmeYoutube‘un yeni sayılabilecek aparatlarından biri daha olan turn down the lights (TDTL) ve turn up the lights (TUTL) yazılımcığının kullanımı hakkında bilgi verme gereği hissettim. Odanızda film izlerken ışığı açıp kapatmakla benzer bir uygulama ve kullanımı gayet basit. Tek tıklamayla ışıkları kapatıp tek tıklamayla ışıkları açabiliyorsunuz. Bu konuda sıkıntısı olanlar şikayetlerini youtube community help forums‘a yazabilir gerekli desteği orada bulabilirler.

    Öte yandan youtube’un Google Chrome’u çıktığından beri afişe etmek gibi bir derdi var. (Try YouTube in a new web browser Download Google Chrome) Ne ki bu? “Fark göreceksiniz” mesajının kullanıcıya içten içe yerleştirilmesi değil mi? Chrome Google’ın kendi tarayıcısı olduğundan ötürü çok daha kaliteli ya da çok daha randımanlı bir çalışmamı sergiliyor? Yoksa bu, yalnızca “ne de olsa youtube bana ait, ne de olsa youtube kullanıcılarının çoğu bu pazarlama illüzyonunu havada kapacak kadar bilgisiz kullanıcılar diyerekten oradaki saf, temiz, savunmasız insanları videoların daha verimli gösterileceğine dair bir kandırmaca, bir sistem açığını kullanmaca mı? Terbiyesizlik değil mi şimdi bu gugıl?

     
  • eXecution 2:26 am on March 7, 2009 Permalink | Reply
    Tags: 400, darbe, dörtyüz, François Truffaut, yedinci sanat, yeni dalga   

    Yeni Dalga 

    cam

    Yakarışlar, haykırışlar. Zaman zaman önce var olduğuna inanılan bir hayal şehrinde yaşayanlar sürekli olarak çok ilgli çekici hayatlar yaşadılar. Çok zengin olanları vardı “şakacıktan” fakirleride vardı. Sanatı onlar yapıyor en iyi onlar biliyor eleştiriyide en iyi onlar yapıyodu. Adamın biri rüyasında burayı her gece görmeye başladıktan sonra anlatmaya başladı. O kadar heyecanlı o kadar inanarak anlatıyordu ki karşısına geçip dinleyenler bile onun anlattığı hayal şehrinde bulunmuş olduğuna bir süre sonra inanmaya başlıyorlardı. Sonra düşündü düşündüklerini kağıda döktü. Hatırlar gibi yazıyordu. Teknolojiyi kullanmaya karar verip “film” denilen ve 7.sanat olarak kabul edilen “muhteşem”liği kullanmaya başladı. İlerleyen zaman içinde anlatılan bu masallara insanların inandığını gören paraya aç çevreler bunu da ticaretin çirkin oyunlarından biri haline getirecekti. Fakat henüz gelmeye başladığı yıllarda bunu fark edip bundan tiksinip insanlar yaşamaya başlamıştı. İşte o insanlardan birinin adı François Truffaut. O yalnızca bir karşı çıkan değil bunu en iyi dille eleştrip üzerinede nasıl yapılması gerektiğinin sunan birisi. Sanatın, yalnızca onu öğrenip ve onun adına entellektüel laflar edilen uzun yıllar uğraşılıp üzerine düşünüp doldurulan birşey değilde , içinde yaşanan sürekli olarak oksijeni solunan her an onunla olunması gerektiğini dünyaya kanıtladı. O bir hayalini değil yada olması mümkün olmayan bir olayı değil direk olarak kendi hayatını filmlerine konu yaptı. Kendisine hatırladığı olaylardan imgeler yarattı sonra bu imgelere isim verip filminde yer verdi. İlk somut örnek olak 400 Darbe filmide bu görüşlerin tümünü kapsar ve kanıtlar. Truffaut ve arkadaşlarının başlattığı bu akıma “Yeni Dalga” dendi. Sonrasında gelişen siyasi ve ekonomik olaylar çerçevesinde tarihe gömülüp gitti fakat bu gün hala sinemada büyük etkileri vardır ve okullarda ders konusudur. Sonuç olarak sanatı hayatı olmuş bir insanın olaya bakış açısı akımlar ve unutulmazlarda yer almıştır. Belkide artık eksik, izleyen ve yapanların sinemadan beklentilerinin değişmiş olmasıdır.

     
    • catiski 3:03 am on March 7, 2009 Permalink | Reply

      “400 darbe” fransızcada “okulu kırmak” anlamında bir deyimmiş. E tabii ki filmin orjinal ismi de fransızca => “Les Quatre cents coups” Hemen indirilecekler listesine ekliyorum bro.

    • ignoramus 1:55 pm on March 7, 2009 Permalink | Reply

      Bu (400 darbe) nasıl bir deyimdir? Ben uzun uzun düşündüm ama okulu kırmakla arasında bir bağlantı kuramadım. Nasıl bir ilişki olabilir acaba? Bu konuda yardıma ihtiyacım var. Lütfen biri cılız bile olsa bi’ açıklama yapsın.

  • ignoramus 1:31 pm on March 3, 2009 Permalink | Reply
    Tags: asansör, hayat, sigara, yönetici   

    Minareden At Beni, İn Aşağı Tut Beni 

    Evden dışarı nadiren çıkıyorum. O da sigaram bittiğinde mecburen bakkala gitmek zorunda olduğumdan. Dün yine aynı amaç doğrultusunda çıktım, sigaramı aldım, apartmana girdim, asansöre binecektim ki, kapıdaki yazıya gözüm çarptı. Asansör bakım için bir iki gün kapanmıştı. Yöneticimizin konuyla ilgili yazısı aynen şöyleydi:

    “Asansördeki risk tamamen ortadan kalkmıştır.

    Güvenle kullanabilirsiniz.

    Hayat herşeydir. Hiçbir şey bir hayat değildir.”

     
  • catiski 2:22 am on March 3, 2009 Permalink | Reply
    Tags: beş, bölüm, Jeremy Bentham, john, locke, , sezon, yedi   

    Lost S05E07 

    John Locke

    Bir zamanlar John Locke’ın hastanede karşılaştığı zenci adamın tekrar sahne aldığını ve kanlar içinde ölümünü izledik. Widmore’un Locke’a araba tahsis ettiği kısımda karşımıza çıkan zenci -adeta dalga geçercesine- zaten aracın içine binecek olan Jeremy Bentham’a yardım etmek yerine tekerlekli sandalyeyi -pis pis sırıtarak- açtığını gördük. Neydi ki bunun amacı? “Hey dostum tıpkı eski günlerdeki gibi ha?” mı demeye getirdi anlayamadık. Hindistan uçağı düşmeden ışınlandıklarını biliyoruz fakat ışınlanabilmek için “canlı” olmak gerekiyor şartını John Locke‘ın enkaz ile aynı yerde olmasından anladık. Ölüyü dirilten koskoca ada ölü bir bedeni ışınlamaktan aciz. Benjamin’in uçaktaki ışınlanamayan sıradan insanlarla aynı yere düşmesine ne demeli? Bu adam dümeni çevirdiğinde Tunus’a ışınlanmıştı hatırlarsanız fakat uçaktayken ışınlanamıyor. Koskoca Hurley bile ışınlanabiliyorken Hugo’ya nazaran çöp gibi olan Linus ağzı burnu kan içinde yaralıların arasında istirahatte. Adanın ışınlama mekanizmasının karmaşık ve tutarsız olduğunu bu bölümde anlamış bulunduk. Ada’nın vardır bi’ bildiği diyoruz ve geçiyoruz.

     
c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
cancel