Paylaşmak ya da Koşulsuz Paylaşım

Paylaşmak, ilk göründüğünde olumlu bir izlenim bırakır. Biri size karşılığı olmadan, sizde olmayan birşeyi size verecekmiş gibi düşündürür. Oysaki bu tamamen kişisel çıkar uğruna yapılır. Paylaşmak çok sevimli, sevgi dolu ve olumlu bir kelime gibi gözükse de derinine inildiğinde, yılansı, bencil, benmerkezci ve daha sayamadığım aklınıza gelebilecek tüm çıkarcı kavramları kapsayan, son derece olumsuz ve sevimsiz bir davranıştır biçimidir.
Internet dünyasında sık karşılaştığımız “linkleri görebilmek için üye olmak zorundasınız” saçmalığından hepiniz nefret ediyorsunuzdur. Sanmıyorum ki “aa hemen üye olayım da linkleri göreyim” diyen sevgi pıtırcıklarısınız. Evet bu gizli-saklı değil en azından. “Paylaşıyoruz ama bir çıkarımız var bu işten” diyen insanlar bunlar. Gayet açık ve net, “üye olursanız karşılığında linkleri görürsünüz.” Asıl mesele hepimizin kanıksadığı yılansı paylaşımlar. Ne olabilir ki bunlar?
Hemen hemen tüm paylaşımlar çıkar güder. Koşulsuz paylaşım olarak bir annenin çocuğunu emzirmesine bile şüpheyle yaklaşıyorum. Bununla yükümlü olduğu için, sorumluluklarını yerine getirebilmenin mutluluğunu yaşadığı için, “emzirmek zorundayım” düşüncesini içgüdüsel anlamda benimsediğinden de olabilir. “Yok artık o kadar da değil” demek geliyor içimden.
İnsanları güldürmek; Güldüren insan, güldürdüğü için kendisini iyi hissedeceğini bildiğinden ötürü güldürür. Sizi güldürken kendini kötü hissetseydi zaten bunu yapmazdı. Ne kadar alçakça değil mi?
Acıyı paylaşmak; Yine aynı şekilde kişi kendini rahat hissetmek uğruna, üzerindeki yükü hafifletmek adına çektiği sıkıntıyı anlatarak deşarj olur. Burda asıl paylaşan, acısını anlatan değil dinleyen kişidir. Durduk yere canı sıkılmıştır. “Onunda acısı olduğu zaman gelip benimle paylaşsın” mantığı mı bu? Zaten mutlu olduğumuz zamanlar ne kadar fazla ki bunu iyice daraltıyoruz? Herkes kendi acısını kendi içinde yaşasa daha hoş olmaz mıydı? Ama kimileri bunu tek başına yapabilecek güçte değil biliyorum, lakin acısını paylaşacağı insanı seçerken o güçte olmayan birini tercih etse mükemmel olmaz mı? Bence mükemmel olur.
Hiç tanımadığım ve daha sonrada bir daha görmeyeceğim bir insanın, benim yararıma olacak birşeyi koşulsuz paylaşabilmesi gerçek paylaşımdır. Diğer türlü neredeyse tamamı çıkar uğrunadır. Çıkar amacı gütmediğine inandığım paylaşımların bile şaibeli olabileceğini düşünüyorum. Tanımadığınız birinin size terlik hediye edip kayıplara karıştığına rastladınız mı hiç?
Sonraki Konu: Saplantı/Takıntı
Bu Kelimeler Kullanılsın: mükemmelliyetçilik, huzur, simetri
Bu Kelimeler Kullanılmasın: sinir, sevgi, aşk
Absürdizm, varoluşçuluk ile kısmen ilişkili olup, bununla karıştırılmaması gereken felsefi bir akımdır. Temel olarak insan aklının evrenin işleyişini kavramaya çalışmasının manasızlığı üzerine kurulmuştur. İnsan manasız bulduğu evreni kavramaya gayret ettikçe, kâinat onun için daha da usa aykırı bir biçime bürünmeye devam edecek, gittikçe daha da absürt bir hâl alacak ve bunun neticisinde de -kişi- 

Bi’ yandan Murphy’nin öyle(me)sine sarfettiği cümleleri kanuna çeviren toplum, bir yandan da zaten bir hayli fazla olan Hammurabi’nin (abi demiş gibi oluyorum ve oldukça sinir bozucu) yasalarına elini değdirmeden olduğu gibi bırakan toplum… Hammurabi yasaları insanı kendi türünün bir zamanlar ne kadar vahşi olduğunu düşündürerek (“bu kadarı da fazla artık!”) gergin bir hale sokarken ne ironiktir ki Murphy yasaları insana farkındalık (“aa! hakkaten”) yaşatır.
Yalnızca Bollywood’da yılda yaklaşık 1000 (bin) sinema filmi çekildiğini duymuş olduğum gün, yeryüzündeki tüm filmleri asla izleyemeyecek olmamla yüzleştiğim gündü. Ama bi’ yandan da “o filmlerin kaçı izlenmeye değer ki?” diyerek buruk bir sevinç yaşamıştım. Boş vakitleri öldürürcesine geçirmenin ya da boş vakitleri nitelikli bir biçimde geçirmenin herkes için farklı olduğunu biliyor ve buna rağmen zaman zaman başkalarının zaman öldürme yöntemlerini onaylamıyoruz hatta hakarate varacak boyutta “salak” bile diyebiliyoruz. Peki bu farklılıkları bildiğimiz halde neden sanki hiç bilmiyormuşcasına, sanki örümcek beyinliymişizcesine, sanki at gözlüklerimizi takarmışcasına ve hatta sanki nato kafa nato mermermişizcesine bunlara engel olmuyoruz? Suça ortak oluyorum lakin ben kontrol edebiliyorum, ama siz neden? Diğerinin zekasını hakir görmenin otomatik olarak sizi yücelttiğini düşünmek gibi abuk-subuk trajik ve hatta acınası bir neden olabilir mi acaba? Kime diyorum sence? Çok farklı olduğunu düşünmeden önce, bi’ düşün bence.



catiski 5:30 am on February 2, 2009 Permalink |
Trafik kazasında yaşamını yitiren ve zamanında bir futbolcu olan Albert Camus’den futbol yorumlarını izliyoruz.