Updates from catiski RSS Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • catiski 10:46 am on February 3, 2009 Permalink | Reply
    Tags: adi, bencil, benmerkezci, çıkar, çıkarcı, egoist, koşulsuz, paylaşım, paylaşmak, sinsi, yılansı   

    Paylaşmak ya da Koşulsuz Paylaşım 

    terlik

    Paylaşmak, ilk göründüğünde olumlu bir izlenim bırakır. Biri size karşılığı olmadan, sizde olmayan birşeyi size verecekmiş gibi düşündürür. Oysaki bu tamamen kişisel çıkar uğruna yapılır. Paylaşmak çok sevimli, sevgi dolu ve olumlu bir kelime gibi gözükse de derinine inildiğinde, yılansı, bencil, benmerkezci ve daha sayamadığım aklınıza gelebilecek tüm çıkarcı kavramları kapsayan, son derece olumsuz ve sevimsiz bir davranıştır biçimidir.

    Internet dünyasında sık karşılaştığımız “linkleri görebilmek için üye olmak zorundasınız” saçmalığından hepiniz nefret ediyorsunuzdur. Sanmıyorum ki “aa hemen üye olayım da linkleri göreyim” diyen sevgi pıtırcıklarısınız. Evet bu gizli-saklı değil en azından. “Paylaşıyoruz ama bir çıkarımız var bu işten” diyen insanlar bunlar. Gayet açık ve net, “üye olursanız karşılığında linkleri görürsünüz.” Asıl mesele hepimizin kanıksadığı yılansı paylaşımlar. Ne olabilir ki bunlar?

    Hemen hemen tüm paylaşımlar çıkar güder. Koşulsuz paylaşım olarak bir annenin çocuğunu emzirmesine bile şüpheyle yaklaşıyorum. Bununla yükümlü olduğu için, sorumluluklarını yerine getirebilmenin mutluluğunu yaşadığı için, “emzirmek zorundayım” düşüncesini içgüdüsel anlamda benimsediğinden de olabilir. “Yok artık o kadar da değil” demek geliyor içimden.

    İnsanları güldürmek; Güldüren insan, güldürdüğü için kendisini iyi hissedeceğini bildiğinden ötürü güldürür. Sizi güldürken kendini kötü hissetseydi zaten bunu yapmazdı. Ne kadar alçakça değil mi?

    Acıyı paylaşmak; Yine aynı şekilde kişi kendini rahat hissetmek uğruna, üzerindeki yükü hafifletmek adına çektiği sıkıntıyı anlatarak deşarj olur. Burda asıl paylaşan, acısını anlatan değil dinleyen kişidir. Durduk yere canı sıkılmıştır. “Onunda acısı olduğu zaman gelip benimle paylaşsın” mantığı mı bu? Zaten mutlu olduğumuz zamanlar ne kadar fazla ki bunu iyice daraltıyoruz? Herkes kendi acısını kendi içinde yaşasa daha hoş olmaz mıydı? Ama kimileri bunu tek başına yapabilecek güçte değil biliyorum, lakin acısını paylaşacağı insanı seçerken o güçte olmayan birini tercih etse mükemmel olmaz mı? Bence mükemmel olur.

    Hiç tanımadığım ve daha sonrada bir daha görmeyeceğim bir insanın, benim yararıma olacak birşeyi koşulsuz paylaşabilmesi gerçek paylaşımdır. Diğer türlü neredeyse tamamı çıkar uğrunadır. Çıkar amacı gütmediğine inandığım paylaşımların bile şaibeli olabileceğini düşünüyorum. Tanımadığınız birinin size terlik hediye edip kayıplara karıştığına rastladınız mı hiç?

    Sonraki Konu: Saplantı/Takıntı

    Bu Kelimeler Kullanılsın: mükemmelliyetçilik, huzur, simetri

    Bu Kelimeler Kullanılmasın: sinir, sevgi, aşk

     
  • catiski 5:27 am on February 2, 2009 Permalink | Reply
    Tags: absurdism, absürdist, absurdistan, absürteç, absurtism, anlamsız, , manasız, saçmacılık, , sebepsiz, tutarsız, usaaykırı   

    Absürt bir “izm” olarak Absürdizm 

    Alber KamüAbsürdizm, varoluşçuluk ile kısmen ilişkili olup, bununla karıştırılmaması gereken felsefi bir akımdır. Temel olarak insan aklının evrenin işleyişini kavramaya çalışmasının manasızlığı üzerine kurulmuştur. İnsan manasız bulduğu evreni kavramaya gayret ettikçe, kâinat onun için daha da usa aykırı bir biçime bürünmeye devam edecek, gittikçe daha da absürt bir hâl alacak ve bunun neticisinde de -kişi- boşluğa sürüklenecektir.

    Albert Camus (alber kamü) bu akımın en son şeklini almasını sağlamış bir edebiyatçıdır. Yabancı (l’étranger) ve Sisyphos Efsanesi (Le Mythe de Sisyphe, (Sisifos Söyleni)) eserleri ile toplumsal yaşamın manasızlığı ve asıl önemli olanın kişinin içgüdüsü ve yalnızlığı olduğuna dem vurmuştur.

    Her şeyin birbiriyle ilintili olduğu bir evrende (kelebek etkisi); ekonomi krizin yaşandığı bir dünyada faiz oranlarının tavan yapması, iletişimin telgraftan başlayıp günümüzde internete taşınması, insanoğlunun sürekli geliştiğini düşünerek şu an bile olsa gerçek aydınlanmış insandan ne kadar fazla uzak olduğu, herkesin bu aydınlanmayı yaşamasının asla gerçekleşmeyeceğini bilmek, umutsuzluk, karamsarlık, ülkelerin sınırlarının olması, yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için çalışmak zorunda olmak, askere gitmek, işyerinde terfi almak, sakal tıraşı olmak, maça gitmek vs. gibi tüm toplumsal gelişimin getirdiklerine yabancı olmak ve yabancı kalmanın getirisidir Absürdizm.

    Yaşam halihazırda duran manasız bir şey değildir elbet, onun size ne şekilde yansıtıldığı ve sizin bundan yaptığınız çıkarım onu manasız kılar. Ve manası yoksa eğer, orada tarafınızdan ne olduğunu belirlemenizi bekleyen ve tamamen sizin eseriniz olacak bir şey vardır. İşte bunu kendi çıkarlarınıza kullanmak ya da kullanmamak sizin seçiminizdir. Bu size dayatılmış olanı kabul etmenizden daha olumlu bir şey değil midir? Asıl çekindiğimiz bu sorumluluğu ağır bir yük olarak görmek midir acaba? Ya da kimbilir belki de gerçekten bir insan için çok ağır bir yüktür.

    Sonraki Konu İçeriği: Distimi

    Mecbur Kılınan Sözcükler: troleybüs, tank, oksit

    Men Edilmiş Sözcükler: depresyon, depresif, kişilik

     
    • catiski 5:30 am on February 2, 2009 Permalink | Reply

      Trafik kazasında yaşamını yitiren ve zamanında bir futbolcu olan Albert Camus’den futbol yorumlarını izliyoruz.

  • catiski 2:10 am on January 31, 2009 Permalink | Reply
    Tags: ada, anekdot, anektod, anektot, gizli, , michael, on, previously, sawyer, sovyır   

    Lost Dizisi ve Gizem Dolu Anekdotlar 

    sawyer

    Kafamı en çok kurcalayan cevaplanmamış sorulardan birisi de -belki de birçok gizeme göre gölgede kalmış- Michael‘ın kendini öldürmeye çalışması ve bunu başaramıyor oluşuydu. Bu gizeme verilen cevap da hiç tatmin edici gelmemişti. Michael’ın trafik kazası yaparak intihar denemesine “başarısız olabilir” diyebiliyoruz bunda sorun yok. Fakat kafasına tabancayı dayaması ve neticesinde silahın tutukluk yaparak kendini öldürememesine yapılan açıklama; “Ada buna izin vermiyor“.  Nasıl yani ya? Ada buna nasıl izin vermiyor lan? Bu mu yani açıklamanız? Ne dememizi bekliyordunuz? “Hee ada izin vermiyomuş lan, tamam.” mı diyecektik?

    Bir diğer cevaplanmamış soru da Sawyer‘ın gözlerinin -nerdeyse- göremeyecek kadar bozulması, akabinde gözlük kullanmak zorunda kalması ve sonra nasıl oluyorsa bir anda -sanki lazer tedavisi olmuşcasına- gözlüklere  artık ihtiyaç duymuyor oluşu. Tamam ada biraz garip ve insanları iyileştirmek gibi özellikleri var fakat bu oyuncak değil ki gözü bozup sonra eski haline getirmek ne oluyor? Ada biraz çocukca davranıyor.

    İyileştirmek demişken madem iyileştiriyor Jack gibi efendi, yardımsever, temiz kalpli bir adam neden apandisit ameliyatı olmak zorunda kalıyor? Sawyer‘ı iyileştirirken hiç sorun yok fakat iş Jack‘i iyileştirmeye gelince Ada bir anda sinesine çekilip sanki böyle bir özelliği yokmuşcasına -”ben karışmam“- edasıyla gününü gün ediyor. Tamamen ikiyüzlü ve adaletsizce.

    İsimlerini hatırlamadığım iki elmas hırsızına gelince, bunları zehirli bir tür örümcek sokmuştu hatırlarsanız ve  gömülürken, kız yüzüne toprak atılmadan önce gözünü açmıştı. Canlı canlı gömüldü yani. Canlı gömülmelerine yalnızca izleyicinin şahit oluşundaki amaç neydi? Tamam kız pek güzel olmayabilir, hırsız da olabilir ama cezası canlı canlı gömülmek mi? Bu nasıl bir anlayıştır?

    Bunları sorgulamanın anlamsızlığından(!) bahsetmek istemiyorum. Bunlar ciddi sorunlar ve ileride cevaplanması gerekiyor. İddia etmiyorum ki yalnızca ben farketmişim, eminim birçok kişi farketmiştir. Ama bunun gibi ayrıntıları açıklamakla yükümlü olan onlar ve bir şekilde -en azından kendi adıma- açıklama bekliyorum. Tabii Ada buna izin verirse.

    Sonraki Konu: Heroes dizisinden detaylar ve kahramanların güçlerini randımanlı kullanamamalarının yarattığı “ben olsam” durumları.

    Bu Kelimeler Kullanılacak!: nakamura, uçmak, absorbe

    Bu Kelimeler Kullanılamaz!: zaman, dünya, nathan

     
    • ignoramus 11:42 am on February 2, 2009 Permalink | Reply

      Uzun süredir benim de kafamı kurcalayan Sawyer ve gözlük meselesi hakkında (Sawyer’ın kitap okumaya başlaması ve bitirmesiyle yakından ilgili olduğunu düşündüğümden) acaba verilmek istenen mesaj şu olabilir mi: “Ada’nın hastalıkları iyileştirme konusunda muazzam gücüne rağmen Ada’nın içinde ya da dışında çok kitap okumak gözleri bozar, kitap okumayın, dizi ileyin”

  • catiski 2:15 am on January 29, 2009 Permalink | Reply
    Tags: abi, efendi, hamır, hammur, hammurabi, hamur, hamurabi, kanun, kanunları, köle, mörfi, mörpi, murphy, yasa, yasaları   

    Murphy Yasaları ile Hammurabi Kanunları Üzerine 

    hammurabi

    Şimdi size Google‘dan ufak bir araştırma zahmetiyle bulduğum Hammurabi ve Murphy kanunlarını kopyala-yapıştır komutuyla buraya yazıp, sanki topluma faydalı bir iş yapmışcasına keyifli bir şekilde yaşamıma devam edecek değilim elbette. Murphy kanunları aslında üç-beş taneden ibaretken zaman içinde -biraz da eğlenceli olduğu için- (kaşıntının şiddeti ulaşma zorluğun ile doğru orantılıdır) insanlar tarafından çoğaltılmıştır. Hammurabi yasaları ise 300′e yakın olup, oldukça despot (bir metresin ya da fahişenin oğlu babalığına ya da analığına “benim annem ya da babam değilsiniz” derse dili kesilir) bir anlayış içindedir ve değişime uğramamıştır. Hammurabi kanunlarına despot dediğim için acaba benim için nasıl bir yasa çıkarırdı diye merak etmiyor da değilim. Hatta günümüz anayasasını güncelleme görevi O’na verilseydi nelerle karşılaşabileceğimizi hayal bile edemiyorum.

    MurphyBi’ yandan Murphy’nin öyle(me)sine sarfettiği cümleleri kanuna çeviren toplum, bir yandan da zaten bir hayli fazla olan Hammurabi’nin (abi demiş gibi oluyorum ve oldukça sinir bozucu) yasalarına elini değdirmeden olduğu gibi bırakan toplum… Hammurabi yasaları insanı kendi türünün bir zamanlar ne kadar vahşi olduğunu düşündürerek (“bu kadarı da fazla artık!”) gergin bir hale sokarken ne ironiktir ki Murphy yasaları insana farkındalık (“aa! hakkaten”) yaşatır.

    Acaba Hammurabi bir toplantı düzenleyerek mi bu kanunları oluşturmuştur? Kuruldaki üyeler nasıl bunları onaylıyorlardı? Aklım pek almıyor.

    • Hammurabi: Bir köle efendisine “sen benim efendim değilsin” derse ve onlar o köleyi suçlarsa efendisi onun kulağını kesebilsin bence.
    • Kurul Üyesi01: Mantıklı.
    • Kurul Üyesi02: Bence de, ikisini kesmek onu işlevsiz kılacaktır.
    • Kurul Üyesi03: Burnunu kesmeyi önericektim lakin kulak iki tane olduğundan daha insaflı gibi geldi.
    • Hammurabi: Toplantı bitmiştir.

    Sonraki Konu: İnsan ırkının (halen?) türünü devam ettiriyor oluşu ve insanoğlunun kısırlaştırılması

    Zorunlu Sözcükler: üremek, miras, bilim

    Yasaklanmış Sözcükler: ölmek, evren, sistem

     
    • derya 9:48 pm on December 6, 2009 Permalink | Reply

      ya iyiki biz yokdun onun olduğu zaman yoksa şimdiye biyerlerim eksilmişdi ya elim ya dilim yada burnum :D

  • catiski 2:55 am on January 27, 2009 Permalink | Reply
    Tags: amacı, chuck, eksileri, hayatta, kalmak, kendini geliştirmenin zararları, mitolojik, nahoşları, negatif yönleri, olumsuzlukları, palahniuk, pikaresk, rölatif, yaşama   

    Ufkun Genişlemesinin Getirdiği Çıkmazlık 

    Kitaplık

    İnsanın yaşama amacı -temel yaşama amaçları- ne olabilir? İlk bilineni ‘hayatta kalmak’ peki ya diğeri  ‘mutlu olmak’. Kitap okumak, bu amaçlarımıza ters düşmüyor gibi gözükse de  pekalâ düşebilir. Bilinen en büyük zararı gözleri bozmak gibi düşünülse de bundan çok daha vahim olabilir. Olaylara kelebek etkisi kıvamında bakıyorum gibi gözükedebilir ama bu tamamen bir kurmaca olarak kalacaktır. Herkes için geçerli değilse bile kitap okumak, insanların ufkunu açar, daha farklı düşünebilmeye olanak tanır. Bunların pozitif ya da negatif oluşu rölatif olup, çok düşünen bireyler için genelde tehlikeye işaretken, umursamaz birisi için eğlenceli bir vakit öldürgeç olabilir. Ve o kadar çok çeşit vardır ki (mitolojik hikayeler, pikaresk romanlar, denemeler vb.) insan hangisinin kendisini mutlu edebileceğine nasıl emin olabilir? Sonuçta kitaplarda fragman bile yok. Hamamböceklerine inanılmaz bir şekilde bağlılık duyan birisi Franz Kafka okuyarak mutlu olabilir mi? Hayatı kariyerinden ibaret olan ve bunu asla kaybetmek istemeyen bir iş adamı Chuck Palahniuk okuduktan sonra neler hisseder ya da kitabı bitirebilirmi ki?

    Ek olarak, kitap okuyarak övünmek ya da kitap okumayarak övünmek gibi davranışlar biçimleri var. Bana kalırsa ilki çok daha tehlikeli ve trajik görünüyor.

    Sonraki Kategori : Bağımsız

    Sonraki Konu: Birine, hâl-hatır (“nasılsın?”) sormanın getirdikleri ve götürdükleri.

    Kullanılması Şart Sözcükler: felaket, buhran, saygı

    Asla Kullanılmayacak Sözcükler: hissetmek, kötü, hoş

     
    • ignoramus 12:10 pm on January 27, 2009 Permalink | Reply

      Söz konusu kitap okumak olduğunda gizli, içten içe bile olsa övünmek kesinlikle yapılacak en aptalca şeydir. Bi kere başlı başına yapılan eylemin ne olduğunu anlamaya en önemli engeldir. Çağımızın vebasıdır, insanlığın kanayan yarasıdır, sağduyu ve doğruya yapılan en büyük hakarettir, en aşağılık kibirlerdendir.

  • catiski 12:46 am on January 26, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , bollywood, buruk, hakir, hobi, mermer, nato, öldürgeç, örümcek, sevinç, süre, vakit, vakit boğma, vakit öldürme, vakti öldürme, , zaman geçirme, zamana zülmetme, zamanı harcama, zamanı öldürme   

    Zaman Öldürgeçlere Bakış 

    bollywoodYalnızca Bollywood’da yılda yaklaşık 1000 (bin) sinema filmi çekildiğini duymuş olduğum gün, yeryüzündeki tüm filmleri asla izleyemeyecek olmamla yüzleştiğim gündü. Ama bi’ yandan da “o filmlerin kaçı izlenmeye değer ki?” diyerek buruk bir sevinç yaşamıştım. Boş vakitleri öldürürcesine geçirmenin ya da boş vakitleri nitelikli bir biçimde geçirmenin herkes için farklı olduğunu biliyor ve buna rağmen  zaman zaman başkalarının zaman öldürme yöntemlerini onaylamıyoruz hatta hakarate varacak boyutta “salak” bile diyebiliyoruz. Peki bu farklılıkları bildiğimiz halde neden sanki hiç bilmiyormuşcasına, sanki örümcek beyinliymişizcesine, sanki at gözlüklerimizi takarmışcasına ve hatta sanki nato kafa nato mermermişizcesine bunlara engel olmuyoruz? Suça ortak oluyorum lakin ben kontrol edebiliyorum, ama siz neden? Diğerinin zekasını hakir görmenin otomatik olarak sizi yücelttiğini düşünmek gibi abuk-subuk   trajik ve hatta acınası bir neden olabilir mi acaba? Kime diyorum sence? Çok farklı olduğunu düşünmeden önce, bi’ düşün bence.

    Sonraki Kategori : Bağımsız

    Sonraki Konu: Windows Media Player’ın akla, mantığa, zihne ve fenne dayanmayan visualization (görsel ritim) çevirileri

    Zorla Kullanılacak Kelimeler: ritim, görsel, ingilizce

    Kullanılması İmkansız Kelimeler: bilmiyorum, müzik, tercüme

     
  • catiski 1:15 am on January 25, 2009 Permalink | Reply
    Tags: Ayarsi, Emayarsi, , ileti, iletişim, khaled, mardam, mesaj, mIRC, , yeni   

    (Em)Ayarsi’den Emesen’e 

    Bir arkadaşım şöyle demişti; “Başbakanın adını unuturum, ama o adamın adını asla unutmam” bu adam kim mi? mIRC’nin yaratıcısı Khaled Mardam-Bey. (bey’i ben eklemedim) Eski sürümlerde programı çalıştırdığınızda “About mIRC” penceresinde fotoğrafı bulunan ve burnuna tıklandığı zaman *biiip* sesi çıkaran bu insan, babası suriye, anası filistin asıllı bir programcıdır. Halen mIRC’yi satarak  filistin halkına bağış yapacak kadar da duyarlı ve sevecen bir insandır demeyi isterdim ama bilgim yok. MSN ilk olarak windows95 ile tanınmış olup MicroSoft Network’ün kısaltmalarından oluşmuştur. Sürekli bulunuyorsanız eğer #Zurna insanı olmaktan muafsanız, mIRC’nin atmosferi daha samimidir. Msn konferansı çok yapay hissettirirken mIRC’nin konferans şekli nasıl oluyorsa ılıman bir hava sergilemektedir. Belki de uzun zamandır içinde olduğumdan bana öyle geliyordur. Herneyse yazılı chat asla sona ermeyecektir. Çünkü; smiley yok, göz kırpmak yok, titreşim yok, fotoğraf yok, kamera yok, sonuç olarak tip yok.

    About mIRC Msn

    Sonraki Kategori: Bağımsız

    Sonraki Konu: Sarhoş olmanın açığa çıkardığı davranışlar

    Kullanılması Mecburi Sözcükler: alkol, ayyaş, gerçek.

    Kullanılması Yasak Sözcükler: sahte, bilinçaltı, cesaret.

     
    • shivers 4:23 pm on January 26, 2009 Permalink | Reply

      slm nbr?

    • skdjskd 10:44 pm on March 3, 2009 Permalink | Reply

      iğrenç

    • elif 8:39 pm on March 9, 2009 Permalink | Reply

      naber sekerim napıyon iyimisin iyi uyudun mu seni seviyorum bunu sakın unutma seni seviyorum

    • elif 8:40 pm on March 9, 2009 Permalink | Reply

      selam ben elif

    • Peyami 12:52 pm on March 13, 2009 Permalink | Reply

      Bende seni seviyorum bitanem bu herifte kim

    • bydueko 8:35 pm on September 25, 2009 Permalink | Reply

      bu adama hastayım dunyanın en guzel programını yazmıs :=))) gorup elını opmek ısterım :=)))

  • catiski 2:30 am on January 21, 2009 Permalink | Reply
    Tags: eveleme, fm, geveleme, haz, , klişehane, , radio, radyo, televizyon   

    Sıradaki Parçayı, Masadaki Arkadaşa Armağan Ediyorum 

    antique radio

    Bir klişe olarak sıradaki parçayı armağan etmenin -edebilmenin- verdiği hazı alamamanın getirdiği kıskançlık, öfke, kin ve hasetle sıradaki haykırışımı klişehane yuvası radyo ve televizyon kurumlarına atfediyorum. “Televizyonunuzun sesini kısar mısınız?”ın sanki başka bir söyleyiş şekli yokmuşcasına yıllarca söylediler fakat çoğumuz buna aldırmayarak bunharca televizyonlarımızın sesini açtık. Bu tepkiyi göremeyen yayın organları çaresizce sahte kibarlık rollerini ekranları başındaki izleyicilerine aşılamaya çalıştılar. Peki biz ne yaptık? Kuzu gibi televizyonumuzun sesini kıstık, hiç itiraz etmedik. Burda yanlış giden birşey yok mu? Bence yok çünkü televizyonunuz sesi açıkken yankı yapıyor ve söyledikleriniz nerdeyse anlaşılmıyor tabii ki kısmakta haklısınız fakat ince bi’ ayrıntıda mı yok? Bakıyorum da gerçekten yok. Bazen o ince detayın olduğunu düşünürüz ama aslında olmayabilir. Bazen de düşünmeyiz direkt bizden önce düşünmüş olan kişilerin yaptıklarını  -sıradaki parçayı x’e göndermek gibi- yaparız. Ne de olsa birileri bizim yerimize daha önce düşünmüştür neden tekrar düşünelim ki? zaten canlı yayındayız muhtemelen heyecan ve baskı altındayız. Tüm bu evelemeler bir yana asıl zihnimi karıştıransa kişinin gerçekleştirdiği bu eylemden edindiği haz ile yaşadığı duygu yüklü dakikalar bütünü. Bunu asla anlamak istemiyorum.

    Sonraki Kategori : Bağımsız

    Sonraki Konu : Ritüel diyalogların olmadığı salt gerçek bir dünyada yaşasaydık nelerle karşılaşabilirdik?

     
  • catiski 10:09 pm on January 15, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , beklemek, bekleyiş, çelişki, hayal, muaf, paradoks, sanrı, tercih   

    Öylemesine Beklemek 

    öylemesine beklemek

    Amaçsızca beklemek, aslında amacınızın; “amaçsızca beklemek” amacı olduğu çelişkisini doğurabileceği gibi aynı zamanda bu paradokstan muaf bir şekilde “tercih etmemenin getirdiği koşullara katlanmak” olarakta tanımlanabilir. Hiçbir amacı olmamakla, “hiçbir amacı olmadığını sanmak” farklı şeylerdir, burada sanrılardan bahsetmiyoruz, burada gerçekleri konuşuyoruz. Bu nedenle birşeyler sandığımızı sanıp, sanrı nöbetleri geçirdiğimiz konusunda hemfikir olmadan önce bu açıklamaların kavramlara yeni anlamlar katmak ya da kavramların mecazi anlamlarını aradan çekerek, “aslında şuna işaret ediyor” demek öyle acımasız olurki bu kabul edilemez. Bildiğiniz gibi her insanın -her normal insanın- hayatında kurduğu planlar vardır, ama ileriye dönük ama kısa vadede vardır. Bu planlar gerçekleşmeden önce “hayal”dirler. Her plan hayaldir, lakin her hayal plan değildir. Hayalleriniz birer “hayal” olarak kaldığında plan olmaktan çıkar, gerçekleştiği zaman ise buna plan denir. Tercih etmeden beklemek, “ne de olsa biri benim yerime tercih eder” anlayışından yola çıkılarak benimsenmiş bir görüş değildir. Beklemektir o sadece, öylesine beklemektir. Ve sizin tercihiniz yalnızca tercihinizi kendinizin yapmamasıdır. Sonuç olarak bu da sizin tercihinizdir. Sadece ve sadece tercihinizi kendinizin yapmadığı bir tercihinizdir ve diğer tercihlere göre biraz daha az tercih kavramına uygundur, ama olsun o da bir “tercih”tir. Hayallerinizin birer “hayal” olarak kalmaması “hayal”iyle…

    Sonraki Kategori : Bağımsız

    Sonraki Konu : Elektrikli Battaniyenin Önemi

     
    • Ayselim 1:48 am on October 2, 2009 Permalink | Reply

      plan kuranlarin en iyisi ALLAH`tir.. bizler sadece hayel eder ve ya niyyetleniriz..

    • catiski 3:03 am on October 2, 2009 Permalink | Reply

      Evet, en iyisi olduğu gibi ayrıca en büyük Allah’tır, başka büyük yoktur.

    • Aysel Zeynalova 3:05 am on October 2, 2009 Permalink | Reply

      eledirr :)

  • catiski 6:44 pm on January 14, 2009 Permalink | Reply
    Tags: automatic, banka, enjekte, gişe, itaat, kontrol, oto, ritüel, sitemkâr   

    Otomatik Oto-Kontrol Mekanizması 

    Oto-Kontrol mekanizmamızın işleyişini belirleyen unsurları kendimizin belirlediği fikrine kapılıyor olabiliriz. Ama aslında biz mi belirliyoruz? Şu noktadan sonra tabii ki “tabii ki biz belirliyoruz” diyemem. Bize çocukluğuzdan itibaren enjekte edilen kimi davranışlar -kötü,kaka,pis- gelişimimiz süresince devam etmiştir. Bu süreç içerisinde ne kadar ‘kendimiz’ olarak kalabilmişizdir? Bunu da  “Sorgusuz itaat et” sistemine bağlamak istemiyorum fakat bir şekilde konu yine oraya geliyor. Neden oraya geliyor bu bir oto-kontrol mü yoksa oto-kontrolü aşmaya çalışmanın verdiği saçma sonuçlardan yalnızca bir tanesimi? Bilmiyorum. “Zaten bildiklerim bana enjekte edilenler” diyerek burada sitemkâr bir şekilde de zırlayabilirim.

    Demem o ki; bu öyle bir mekanizmaki, artık birilerinin sizi itme şartı olmadan gidebilmenizi sağlıyor. Örneğin evinizde zaten ayda-yılda bir açtığınız televizyonunuzda haber izlerken misafirleriniz gelmesi akabinde küçük çocuğun bez-bebek’i izlemek istiyorum diye zırlaması ve bu zırlamaya kayıtsız kalamayıp çocuğun istediği kanalı açmanın hiçbir yanlışı olmadığı gerçeğini kabullenmek. Ya da yıllardır görmediğiniz arkadaşınızla sokak ortasında gözgöze gelerek karşılaşmanız ve birbirinize sorduğunuz ritüel soruların anlamsızca gelmemesi ve yahut işlek bir bankadaki gişe görevlisinin ensesindeki terin kıçına kadar aktığı, henüz terfi alamamış olması ve hep o konumda çalışacak gibi hissetmesini düşünürken bir yandan size “hoşgeldiniz” demek zorunda olduğu gerçeğini bildiğiniz halde size “hoşgeldiniz” demesinden kendinizi önemli biri gibi sanmanız ve buna hiç şaşırmamanız ve hayatın devam ediyor oluşu…

    Sonraki Kategori : Bağımsız

    Sonraki Konu : Sahte ve Çıkarcı Diyaloglar

     
c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
cancel