Updates from eXecution RSS Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • eXecution 1:14 am on January 14, 2009 Permalink | Reply
    Tags: boşluk, hüzün, kültür, melankol, nedenselsizlik, sıkışma, yozlaşma   

    Nedenselsizlik ve Boşluk 

    Nedenselsizlik ve boşluk insanın zaman zaman kendisini içinde bulduğu ve sonrasında büyük ihtimalle melankoli ve hüzne bağladığı duygu yoğunluklarıdır. Fakat insan sosyal bir varlıktır ve bir toplumda yaşar. Bu kaçınılmaz bir gerçektir. İşte bizim konumuz da bence bu gerçek üzerinde olmalıdır. İnsanların düştüğü bu boşluk gerek siyasi gerek sanatsal gerekse psikolojik açıdan toplulukların, toplumun ve hatta tüm dünyanın kendisini içinde bulduğu bir buhran anıdır. Bu sıkışma anlarında kendisini özel hissetmek ve boşluk hissini kapatmak için insan beyni küçük oyunlar oynamaya başlar. Bunların en kolaylarından biri de kuşkusuz hüzündür. Hüznün sonunda isyan doğar isyanın sonunda da yandaşlar türer. Boşluk hissi hüznün sonunda birçok kişiyle dolduğu bu anlarda bu hissin haz anıdır. Toplumların zaman zaman bu yanılgıya düştüğünü bir kültür boşluğu oluştuğunu en iyi müzik tarihinde görebiliriz. “Rap”in doğuşundan “Arabesk” in doğuşuna kadar önemli kesme noktaları kapsar. Kendisini değersiz ve boşlukta hisseden bir kişi veya kişilerin hüzne ve sonrasındaki isyana yenilip çıkardıkları ve sanat dalları içinde en hızlı etkiyi yaratan müziğin diğer yandaşları ile beraber büyümesi bu kültürleri günümüze kadar getirmiştir. Müzik sanatı içinde var olmaları yer tutmaları zaman zaman isimlerinden bahsettirmeleri yalnızca popüler kültür ürünüdür. Peki bu yanılgı bir kültür değil midir ? Hayır değildir. Çünkü bu var olan kültürün boşluğundaki bir yozlaşma anının resmi belgesidir. Yolu o yozlaşmaya düşen insanların da günümüze kadar takibi ile benim cümlelerime kadar gelmiştir.

    Sonraki kategori : Bağımsız

    Sonraki konu : Sıradan hissetmek

     
  • eXecution 1:52 am on January 9, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , edilme, fark, farkedilme, fizik, kariyer, önemseme, statü, toz   

    Farket beni ! 

    Anlatırlar ya; önce herşey toz ve gaz bulutuydu diye…

    Toz bulutundan birşey kaybetmedi dünya aslında. Küçük bir tane tozla başladı herşey, adı adem. Bir suç vardı ortada büyük bir toz kalkacaktı şüphesiz. Beklentiler yersiz de değildi toz kalktı, çok büyüktü başlarda, seçilebilen bulutun arkası şimdilerde netliğini neredeyse yitiriyordu. Toz taneleri kendi içlerinde büyüme, yükselme çalışmalarına sahne oldu sonrasında dünya. Büyüdüler de istedikleri gibi. Fakat birinin büyümesi sonucunda diğerinin küçülmesi fizik kuralıydı. Kurallar aynen uygulandı ve büyümelerin amacı hep bir oldu, yöntemler tek değildi ama isimler zaman zaman değişse de çok zamanda aynıydı. Hedefin ismi güçtü. Ucundan kulağından yakalamışların, fizik kurallarını uygulama referansları ise “statü” ve “kariyer”di. Bu yanılsamalar ile kendi içinde kurallar oluşturan toz bulutuna bir kaç çoban türedi, hemen ardından çobanlığın kuralları belirlendi. Tüm bunlardan sonra toz bulutunun hergün büyümesi ve çoğalan tanelerin kendi içindeki yarışı sahnedeydi. Farklı olmalıydı taneler farkedilmek için. Bazen toprak ve sudan oluştuklarını düşünseler de görünen farklıydı beyindeki inançtan. değişti buluttaki toz taneleri renklere büründüler. Başlarda görüntünün önündeki beyaz bir dumanken artık görüntünün tümü duman olmuştu ve bu farkedilme tutkusu arkada netliği bozulmuş görüntünün tüm hayalini dahi silmişti tüm beyinlerden.

    Sonraki kategori : Kavramsal

    Sonraki konu : Uzam

     
  • eXecution 8:07 pm on January 8, 2009 Permalink | Reply
    Tags: benx, , konsantrasyon, konsantre olmak, otistik, otizm, Sosyoloji   

    Asperger Sendromu ve Konsantrasyon 

    Bilimin açıkladığı kadarıyla Asperger Sendromu ileri düzey bir otizmdir. Otistik beyin özürlü kişileri sınıflandırmak gerekirse en üst sınıfta asperger sendromunu görmek mümkündür. Asperger sendromu kişiler üzerinde sosyalleşme ve normalde insanların çabuk uyum sağladıkları ve rahatça uyguladıkları eylemlere yabancılık çekme başarısız olma ve sürekli bunun sıkıntısını yaşama durumu yaratır. Asperger sendromu kolayca anlaşılmaz ve kişiler bu durumu kendilerinde olsa dahi anlamayabilirler. Asperger sendromu olan kişilerin IQ leri diğer insanlardan oldukça yüksektir. Belirtilerinden bazıları şunlardır;

    . Çok yüksek hafıza kapasitesi.
    . Sosyelleşme sorunları
    . İlginin çabuk kaybolması (Bazı durumlarda da çok zor kaybolması)

    Aslında asperger sendromunun altında yatan, beynin çok yüksek “konsantre” kapasitesidir. Öyle ki asperger sondromu olan hastalar bir olay ya da bir kavramı dinlerken bazen o kadar büyük bir konsantre ile dinlerler ki, üzerinden yılların geçmesi bile o olayla alakalı en küçük detayı dahi unutmalarını sağlayamaz. Aynı zamanda normal insanlar için zor olan ‘puzzle’ları kısa sürelerde kusursuz çözebilirler. Ama yine de ne kadar üstün özelliklermiş gibi görünse de bu bir beyin hastalığıdır Otistik grubuna dahil bir beyin özürüdür.

    Sonraki Kategori : Tarih

    Sonraki Konu :  Şubat Devrimi

     
    • catiski 1:45 am on January 9, 2009 Permalink | Reply

      Asperger sendromlu kimse, bir ağaca baktığında ağacı göremez, fakat dallar ve yapraklar gibi ince ayrıntıları normal bir insanın göremeyeceği şekilde kafasına kazır. Nesnenin ayrıntılarına o kadar dalarki, nesnenin tamamını tanımlayamaz duruma gelir.

      Ayrıntılarla ilgili bilinen en yaygın iki söz ise şunlardır;

      “Şeytan detaylarda gizlidir”
      ve
      “Küçük ayrıntılardır yaşamı renklendiren”

  • eXecution 11:45 pm on January 3, 2009 Permalink | Reply
    Tags: beğeni, david, gösterge, , linc, lost highway, lynch,   

    Lynch sineması ve Mulholland Çıkmazı 

    David Lynch’in tapılası yönetmenliği ve her yönden ilgi çekici senaryosuyla üstüste izlenilesi bu filmin tarzı Lynch’te “Lost Highway” filmiyle başladı. Sonrasında “içinden çıkılmaz” konulara ve yoğun psikolojik devinimlere yer veren filmler serisi günümüze kadar devam etti. Lynch’in biyografisine ve sinema geçmişine baktığımızda bizim ekran başından adeta “bir delinin fimlerini” izlediğimizi sandığımız ama aslında piyasanın çok dışında iş yapıyormuş edasıyla tam bir piyasa elde etmiş olduğunu görüyoruz. Lynch’in sinemasında farklı olan aslında sinemanın melekelerinden birini hiçe saymışlıktır. Günümüz ve geçmiş sinema filmlerinde genel tavır olarak bir “gösterilen konu” bir de “yan konu” yer alır. Yönetmen gösterilen konu üzerinden göstergelerle bir yan anlam oluşturur. Bu yan anlamda aslında yönetmenin geçekten anlatmak istediği ya da vurgu yapmak istediği noktaya ilgi toplayarak tekdüze giden bir senaryoyu bile farklı kılabilir. Fakat Lynch’in sinemasında bu olay tamamen farklıdır. Mulholland Drive filminde de bariz olarak gördüğümüz “gösterilen konu”nun yokluğu dikkat çeker. İzleyiciler sinemanın onların zihnindeki göstergelere göre bir konu arayıp sonrada o konuyla özdeşleşmeyi araken birde gerçekten bir konu akmadığına tanıklık eder. Ve devamında konuyu anlamamaya başlar işte yanılgıda burada başlar. Yalnızca göstergelerin olduğu bir sinema aslında yılların sinema alışkanlığını bir anda yıkarak tamamen gösterilmek istenen konunun gözler önünden akarken ondan soyutlanan bir izleyici kitlesi oluşturur. İzleyicilerde bir veya bir kaç kere daha izleme isteği yaratan bu tutum sonunda göstergelerin anlatmak istediği izleyiciler tarafından anlaşılır. Tüm bunların sonunda izleyici filmi anladığı için kendini iyi hisseder. Peki bu gerçekten bir beğeni midir ? Asıl Lynch tartışması ve Mulholland Drive tartışması bu olmalıdır diye düşünüyorum.

    Sıradaki Kategori : Felsefe

    Sıradaki Konu : Bilgiye ulaşma yöntemleri ve Descartes.

     
    • catiski 6:55 am on January 4, 2009 Permalink | Reply

      Acaba David Lynch, insanların kafalarındaki soru işaretlerini -zekalarını konuşturarak- açığa kavuşturmalarının verdiği hazdan istifade mi ediyor? Buradaki ‘beğeni’, varoluşlarına anlam kazandırdıkları yanılsaması mı? Diğer türlü ‘beğeni’ yalnızca kendi başarılarından hoşnutluk duymakla sınırlanamaz. Buna ‘beğeni’ diyemiyorum.

    • ignoramus 12:12 pm on January 4, 2009 Permalink | Reply

      Ben yine de tüm bunların diğer tüm sanat alanlarında olduğu gibi “üslup” la ilgili olabileceğini düşünüyorum. Bazı yazar, yönetmen, ressam vs.. için kitabın, filmin, resimin ne anlattığından çok (mutlaka önemlidir ancak) “nasıl” anlatıldığının daha önemli olduğuna dikkat çekmek istiyorum.
      Bir izleyici Lynch sinemasını niye beğenir? Çünkü alışılmış kalıpların dışında bir anlatım tarzı olduğu, süregelen “bir film şöyle şöyle olur”, şartlanmasını kırdığı için. Naomi Watts ‘ı o muhteşem sahnelerdeki haliyle görmemizi sağladığı için.
      “Bu bir beğeni midir?”
      Neden olmasındı ki?

c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
cancel