Nedenselsizlik ve Boşluk
Nedenselsizlik ve boşluk insanın zaman zaman kendisini içinde bulduğu ve sonrasında büyük ihtimalle melankoli ve hüzne bağladığı duygu yoğunluklarıdır. Fakat insan sosyal bir varlıktır ve bir toplumda yaşar. Bu kaçınılmaz bir gerçektir. İşte bizim konumuz da bence bu gerçek üzerinde olmalıdır. İnsanların düştüğü bu boşluk gerek siyasi gerek sanatsal gerekse psikolojik açıdan toplulukların, toplumun ve hatta tüm dünyanın kendisini içinde bulduğu bir buhran anıdır. Bu sıkışma anlarında kendisini özel hissetmek ve boşluk hissini kapatmak için insan beyni küçük oyunlar oynamaya başlar. Bunların en kolaylarından biri de kuşkusuz hüzündür. Hüznün sonunda isyan doğar isyanın sonunda da yandaşlar türer. Boşluk hissi hüznün sonunda birçok kişiyle dolduğu bu anlarda bu hissin haz anıdır. Toplumların zaman zaman bu yanılgıya düştüğünü bir kültür boşluğu oluştuğunu en iyi müzik tarihinde görebiliriz. “Rap”in doğuşundan “Arabesk” in doğuşuna kadar önemli kesme noktaları kapsar. Kendisini değersiz ve boşlukta hisseden bir kişi veya kişilerin hüzne ve sonrasındaki isyana yenilip çıkardıkları ve sanat dalları içinde en hızlı etkiyi yaratan müziğin diğer yandaşları ile beraber büyümesi bu kültürleri günümüze kadar getirmiştir. Müzik sanatı içinde var olmaları yer tutmaları zaman zaman isimlerinden bahsettirmeleri yalnızca popüler kültür ürünüdür. Peki bu yanılgı bir kültür değil midir ? Hayır değildir. Çünkü bu var olan kültürün boşluğundaki bir yozlaşma anının resmi belgesidir. Yolu o yozlaşmaya düşen insanların da günümüze kadar takibi ile benim cümlelerime kadar gelmiştir.
Sonraki kategori : Bağımsız
Sonraki konu : Sıradan hissetmek
David Lynch’in tapılası yönetmenliği ve her yönden ilgi çekici senaryosuyla üstüste izlenilesi bu filmin tarzı Lynch’te “Lost Highway” filmiyle başladı. Sonrasında “içinden çıkılmaz” konulara ve yoğun psikolojik devinimlere yer veren filmler serisi günümüze kadar devam etti. Lynch’in biyografisine ve sinema geçmişine baktığımızda bizim ekran başından adeta “bir delinin fimlerini” izlediğimizi sandığımız ama aslında piyasanın çok dışında iş yapıyormuş edasıyla tam bir piyasa elde etmiş olduğunu görüyoruz. Lynch’in sinemasında farklı olan aslında sinemanın melekelerinden birini hiçe saymışlıktır. Günümüz ve geçmiş sinema filmlerinde genel tavır olarak bir “gösterilen konu” bir de “yan konu” yer alır. Yönetmen gösterilen konu üzerinden göstergelerle bir yan anlam oluşturur. Bu yan anlamda aslında yönetmenin geçekten anlatmak istediği ya da vurgu yapmak istediği noktaya ilgi toplayarak tekdüze giden bir senaryoyu bile farklı kılabilir. Fakat Lynch’in sinemasında bu olay tamamen farklıdır. Mulholland Drive filminde de bariz olarak gördüğümüz “gösterilen konu”nun yokluğu dikkat çeker. İzleyiciler sinemanın onların zihnindeki göstergelere göre bir konu arayıp sonrada o konuyla özdeşleşmeyi araken birde gerçekten bir konu akmadığına tanıklık eder. Ve devamında konuyu anlamamaya başlar işte yanılgıda burada başlar. Yalnızca göstergelerin olduğu bir sinema aslında yılların sinema alışkanlığını bir anda yıkarak tamamen gösterilmek istenen konunun gözler önünden akarken ondan soyutlanan bir izleyici kitlesi oluşturur. İzleyicilerde bir veya bir kaç kere daha izleme isteği yaratan bu tutum sonunda göstergelerin anlatmak istediği izleyiciler tarafından anlaşılır. Tüm bunların sonunda izleyici filmi anladığı için kendini iyi hisseder. Peki bu gerçekten bir beğeni midir ? Asıl Lynch tartışması ve Mulholland Drive tartışması bu olmalıdır diye düşünüyorum.
Asperger sendromlu kimse, bir ağaca baktığında ağacı göremez, fakat dallar ve yapraklar gibi ince ayrıntıları normal bir insanın göremeyeceği şekilde kafasına kazır. Nesnenin ayrıntılarına o kadar dalarki, nesnenin tamamını tanımlayamaz duruma gelir.
Ayrıntılarla ilgili bilinen en yaygın iki söz ise şunlardır;
“Şeytan detaylarda gizlidir”
ve
“Küçük ayrıntılardır yaşamı renklendiren”