Updates from ignoramus RSS Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • ignoramus 10:31 pm on February 4, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , huzur, kusursuzculuk, kusursuzluk, mükemmelliyetçi, mükemmelliyetçilik, obsesif, obsesyon, rasyonel, saplantı, simetri, takıntı   

    Rasyonel İnsan Saçmalar 

    Ekonomi biliminin(!) öne sürdüğü tüm teoriler “rasyonel insan” varsayımına dayanır. Rasyonel insan, tüm eylemlerinde faydasını maksimize etme çaba ve isteği içinde olan mantığın ve aklın bir adım dahi dışına çıkmayan odun gibi bir insandır. Neyse ki pratikte hiçbir zaman var olmamıştır. Varlarsa ekonomi diye bir şeyin olmadığını, ekonomi diye bir şey varsa var olmadıklarını varsayabileceğimiz bir çok insanın takıntı ya da saplantı denilen saçma, abartılı, gereksiz ve çoğu zaman zararlı olduklarını bilmelerine rağmen yapmaya devam ettikleri davranışlar, kafalarından atamadıkları düşüncüler olabilir.

    Aslında az ya da çok herkesin belli durumlarda mantıksız olsa da bile-isteye yaparak bir çeşit  oyuna  dönüştürdüğü takıntıları var. Ama psikoloji bu türden küçük alışkanlıkları değil kişiye ve çevresine zarar verecek kadar ilerlemiş olanlara takıntı hatta “obsesyon” demekte. Bunlar; kendisinden başka herkes ve herşeyin kirli ve hastalıklı olduğunu düşünerek fiziksel temastan kaçınma ve sürekli temizlenme ihtiyacı hissetme gibi aşırı kibirli, aşağılayıcı takıntılar olduğu gibi hiçbirşeyden tam olarak emin olamadığından tekrar tekrar kontrol etme ihtiyacı hissetme şeklinde olan aşırı kuşkucu ve güvensiz  takıntı türleri de olabiliyor.

    İlginç olan psikiyatristlerin bu tür takıntıların ve daha bir çok psikolojik rahatsızlığın asıl nedeninin biyolojik olduğunu söylemesi. Kişiliğin ya da çevrenin etkilerini yadsımıyorlar ama  asıl nedenin beyninde isimlerini ya da konumlarını  söylesem de hiç bir anlamı olmayan iki yer arasındaki aşırı iletişimden kaynaklandığını son yapılan araştırmalar göstermiş.  Bu tam olarak ne demek oluyor bilmiyorum ama beyindeki bu garip farklılığa neden olan ne o zaman diye sormaktan da kendimi alamıyorum. Mükemmeliyetçi biri ne oluyor da birden etfarında simetrik olmayan herşeyden huzursuz olmaya başlıyor? Yediği bir şey mi dokunuyor, kafasını bir yere mi çarpıyor?

    Sonraki Yazının Konusu: Gize Piramitlerinin Büyük Sırrı

    Kullanılacak Kelimeler: şeytan, komplo, döngü

    Kullanılmayacak Kelimeler: gerçek, teori, kaynak


     
  • ignoramus 12:31 am on February 3, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , bunalım, deli, depresif, depresyon, distimi, foucalt, fuko, , hastalık, illet, kronik, psikolojik, ruhsal, süreğen, tank, troleybüs, yabancılaşma   

    Ben Bir Distimiyim Gülhane Parkında, Ne Sen Bunun Farkındasın Ne De Psikologlar Farkında 

    Distimi nedir, yazıya başlamadan az önce öğrendim. Biri  ”Distimi, oksitlenerek hurdaya çıkan tank zırhlarıyla yapılan bir çeşit troleybüstür” deseydi, biraz kuşkulansam da inanabilirdim. Cahillik ne kötü. Neyse ki Google var ve toplum bilmemenin değil öğrenmemenin ayıp olduğu konusunda hemfikir.. Distimi psikolojik bir rahatsızlık. Bu yönüyle zaten yeteri kadar ilgi çekici. Nerde hem psikolojik hem de rahatsız birşey görsem hemen ilgilenerim demek de istemiyorum aslında ama nedense öyle bir hava da oluştu; demiş bile oldum bir bakıma.

    Öğrendiğim kadarıyla distimi -kısaca- süreğen (“kronik” in Türkçesiymiş, hiç de fena değilmiş aynı zamanda ) bir bunalım hali. Ancak bu, distimi hastalarının sürekli kasvet, keder,  melankoli ve gözyaşları içinde olduğu anlamına gelmiyor. Bilakis bu öyle bir illetmiş ki, öyle açık oynayarak kendini belli etmeyen, üstüne çöktüğü kişinin tüm hayatına, bakışlarına, duruşuna, oturuşuna sirayet eden, şahsiyetiyle bütünleşen, dışarıdan bakıldığında asla farkedilmeyecek biçimlerde ve beklenmedik zamanlarda kırgınlık, sitem, özlem, dışlanmışlık, yabancılaşma gibi kılıklara bürünerek ortaya çıkıveren sinsi, hain, garip bir belaymış. Tüm bunlardandır ki, pençesine düşen zavallı insanlar, kendi hallerinin sefaletinden bi’ haber olduklarından mı yaşamlarını esir alıp mutluluğa, kaygısızca kahkahalar atıp sevinçle dolup taşmalarına engel olan bu mikrobu kendi şahsiyetlerinin vazgeçilmez unsuru olarak gördüklerinden midir bilinmez, haklı olarak tedavi talebinde de bulun(a)mazlarmış.

    Aslında distimi deyip durduğum bu insan hal ve davranışlardan oluşan bütünün de psikolojik bir hastalık mı yoksa bir tür şahsiyet meselesi mi olduğu konusunda gerek pozitif bilim çevresinde gerek diğer ismini sayamadığım önemsiz gruplarda ciddi kuşkular var. Edindiğim yüzeysel bilgiler doğrultusunda ben şahsiyet yönünün ağır bastığını düşünüyorum.

    Toplumun geneline uymayan, çoğunluğun zevk aldığı durum ve ortamlardan zevk alamayan, olaylara ve insanlara diğerlerinden farklı bakan ve farklı tepkiler verenlere psikolojik olarak ya da her ne haltsa “hasta” gözüyle bakmak sağlıklı mı bilmiyorum. Bu konuda ayrıntılı bilgi sayın Michel Foucault‘nun “Deliliğin Tarihi” adlı eserinde mevcut.

    Sonraki Konu: Paylaşmak (Paylaşım Çeşitleri, Paylaşımın Taraflara Etkileri, Yararları, Zararları)

    İşbu Kelimeler Kullanılacak: sevgi, çıkar, terlik

    Hiç bu Kelimeler Kullanılmayacak: bilgi, deneyim, eylem

     
  • ignoramus 12:47 am on February 1, 2009 Permalink | Reply
    Tags: bomba, Dizi, , , , insanlık, nakamura, nathan, New York, peter, petrelli, uçmak,   

    Olağanüstü Yetenekler-Sıradan İnsanlar 

    Bir güneş tutulmasının ardından olağanüstü yeteneklere sahip olan sıradan insanların hikayesini anlatan Heroes’u merakla takip ediyorum. Dizideki olayların, durumların dizinin kendi yapay gerçekliği içinde değerlendirilmesi gerektiğini de biliyorum. Ama bunlar bazı olayları anlamama hiç yetmiyor.

    • Peter’ın öz abisi,  Sayın Senatör Petrelli, belki de tüm insanlığın en büyük hayali olan uçma (pervaz etme) yeteneğine sahip olmasına rağmen hala nasıl ve neden Başkan olma tutkusuyla yanıp tutuşuyordu?
    • Yanında piknik tüpü patlasa daha çok zarar görecek olan Sayın Senatör Petrelli, diğer yetenekleri absorbe etme yeteneğine sahip Peter  patlarken dibinde olmasına rağmen nasıl tek parça kaldı? Madem Peter piknik tüpünden bile az zarar veriyordu ortalığı bu kadar ayağa kaldırmanın, insanlık elden gidiyor edebiyatı yapmanın ne alemi vardı?
    • Dizi yapımcıları, Peter patlarsa ne olacağını sapa sağlam kalmış meşhur çatı katından Hiro Nakamura‘yla birlikte görmemize rağmen, tüm bunların insanlığı kurtarmakla ilgili olduğuna inanmamızı nasıl bekliyorlardı? Tüm insanlık New York’taki bir kaç bina ve içindeki apartman sakinlerinden mi ibaretti?
    • Tek başına Sylar’ın bile belki Peter’ın patlamasıyla ölecek insandan daha fazla kişiyi öldürdüğü/öldüreceği gerçeğini ne zaman göreceklerdi?
    • Noah ve Haiti’li Senatör Petrelli’yi yakalamak için kovalarken, Haiti’li burnunun dibinde olmasına rağmen Sayın Senatör nasıl pervaz ederek kaçabildi?
    • Kahramanlar, yetenekleriyle ne yapacaklarını bilmediklerinde “bari insanlığı kurtarayım” demekten ne zaman vazgeçip yeteneklerinin tadını çıkarmaya başlayacaklardı?

    Sonraki Konu: Absürdizm

    Zorunlu Kelimeler: kelebek, telgraf, faiz

    Yasak Kelimeler: düşünce, anlam, saçma

     
  • ignoramus 3:32 pm on January 30, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , children, , ingiltere, , kaos, kısırlık, men, salgın, son, umut   

    Çocukların Olmadığı Bir Dünya Hayal Etmek 

    Türkçe’ye “Son Umut” olarak çevrilmiş “Children of Men“, nedeni belirtilmeyen bir salgından dolayı yaklaşık son 20 yıldır insanların üreyemediği kaos içinde bir dünya konusuyla ilgi çekici bir film. Yıl 2027, geleceği miras bırakacak, eğitip yetiştirecek, dövüp terbiye edecek, elinden tutup parka götürecek hiçbir çocuğun olmadığı bir dünya. İnsanlığın -nihayet – sonu gelmiş. Üstelik nedeni ne acımasız uzaylılar, ne dünya savaşı ne de küresel ısınma: Kısırlık. Anlam veremesem de insanlığın sonunun gelmesine rağmen herkes bu kaos içinde, düzeni -göreceli de olsa- koruyan tek ülke İngiltere’ye akın etmekte. Film de zaten İngiltere’de geçiyor.  (O yüzden herkes oraya gitmek istiyor olabilir mi ki. )

    İnsanlığın sona ermesi tam da bu kadar yakınken, birden hamile kalmış/kalabilmiş bir kadının ortaya çıkması ve bebeği de bi’ güzel doğurmasıyla -ne yazık ki- yine umutlar yeşeriyor. Bebeği , hakim olan kaos ortamından kurtarıp tüm insanlık için en iyisini bilen bağımsız bilim adamlarının oluşturduğu “Human Project” eline  teslim etme çabası sürecini, başaramayacaklarını umarak izleyen tek ben miyim bilmiyorum. Ama onu da yapıyorlar ve “son umudun” da tükenmesiyle film mutsuz, umutsuz bir sonla bitiyor.

    Sonraki Konu: Lost’taki En Büyük Gizemler ve Açıklaması

    Mecburen Kullanılacak Kelimeler: gözlük, izin, yüküm(lülük)

    Katiyen Kullanılmayacak Kelimeler: mantık, eğlence, sıradışı

     
  • ignoramus 3:21 pm on January 28, 2009 Permalink | Reply
    Tags: alışkanlık, , cevap, dil, hacı naber, hal, hatır, iyi misin, naaptın, naber, nasıl gidiyo, nasılsın, nassın, retorik, , tik   

    Anlamsız Dil Alışkanlıkları – Retorik Sorular 

    Çalışmak, müzik dinlemek, dolaşmak, durmak, film izlemek ya da bunun gibi herhangi bir vakit geçirme yöntemi ile meşgulken, yaşamı katlanılabilir kılan bir uğraş bulmuş ve yapıyorken birinin karşınıza çıkıp  “Nasılsın?” diye sorması aslında size yapılacak en büyük saygısızlıktan biridir. En masum haliyle bile, bulunduğunuz ruh hali ne olursa olsun size durup kendinizi yoklamayı dikte etmek, sorgulamaya zorlamaktır. Ne kadar sıklıkla bu soruyla karşılaştığımızı  da düşünürsek bizi sürekli kendimizin, yaptıklarımızın farkında olarak bitmez tükenmez bir buhrana sürüklemek de ne demek olmaktadır? Bizi böyle bir felakate sürüklemekteki amaç nedir? Kimlerin halimizi-hatırımızı sorduğunu düşünürsek; örneğin bakkalın buna ne hakkı olabilir?

    Duyguları isimlendirmeden, dile getirmeden ve buna ihtiyaç  da duymadan yaşarız. Sevinçliyken, kendi kendimize -içimizden bile olsa- “şu an sevinçliyim, evet sevinçliyim, seviniyorum, ne güzel seviniyorum” diyemeyiz. Belki de sevinçli olabilmenın en önemli şartlarından biridir bu.  Sevinçliyizdir; ta ki birinin çıkıp “nasılsın” diye sorarak sevincimizi yok etmesine kadar. Sevinçli olmanın farkında olarak sevinmek olsa olsa buruk bir sevinç olacaktır. Gülüyorsak gülüşümüz donup kalacaktır.

    Kullana kullana anlamsız, içi boş bir hale gelen “nasılsın”, aslında bir soru bile değildir. Sorusu da cevapları da gereksiz bir alışkanlık, dilsel bir tiktir.

    “Nasılsın?”

    Gerçekten de nasılım ki acaba? Ne yapıyorum? Niye gülüyorum? Nasıl gülüyorum? İşte böyle  gülüyorum.

    Sonraki Konu:  Murphy Kanunlarıyla Hammurabi Kanunlarının Karşılaştırılması

    Kullanılacak Kelimeler: ironik, gergin, toplantı

    Kullanılmayacak Kelimeler: eski, an, geçmiş

     
  • ignoramus 10:14 pm on January 26, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , cennet, , çilek yardımı, , görsel ritim, havva, media player, media player center, , visual names, visualitor, visualization, visulation, vizuleyşın,   

    Windows Media Player Görsel Ritim (Visualization) Öğelerini İsimlendirmek 

    Adem Havva’yla birlikte cennetten kovulup ceza olarak da dünyada birbirlerinden farklı ve biz fanilere göre çok uzak yerlere gönderildiğinde, Adem’in yüzleşmek zorunda olduğu tek sorun ayrılık değildi elbette. Cennetin konforuna duyduğu özlem, yediği elmanın pişmanlığı bir yana artık en basitinden karnını doyurmak,  sığınacak bir yer bulmak gibi ilk insancıl ihtiyaçların ilk sıkıntısını çekmesi de gerekiyordu.  Çekti de. Ancak yeteri kadar çektiğine karar vermiş olmalı ki günlerden bir gün Allah, Adem’e neleri nasıl yapması gerektiği hakkında bilgiler verdi.  Ve neyi nasıl yapmasından daha da önemlisi herşeyin ismini birer birer, aha bu ağaç, aha bu buğday, aha bu taş diye Adem’e öğretti ve kati suretle unutmamasını tembihledi.

    Windows Media Player’ın akıldan, mantıktan ve pozitif bilimlerden haklı olarak bağımsız visualization (görsel ritim) öğelerini adlandıran ya da  İngilizce‘den çeviren her kimse Adem kadar şanslı olmadığı için bunu tek başına yapmak zorundaydı.

    Farklı Dairelerin Dansı, Mücevher Matris, Yeşil Düşmanın Değil, Örümceğin Son Anı , Hortum Dinleniyor gibi çabalar hakkında önceleri ben de bir çok kişi gibi hahaha ne kadar salakça şeyler hangi gerzek yazmış olabilir ki böyle şeyleri kıvamında fikirlere kapılmıştım. Ama söz konusu görsel ritim öğelerini izleyerek kendim yeniden isimlendirmeye çalıştığımda yaşadağım hüsranın bir çeşit “Yaklaşan Boşluk” hissini takip etmesiyle yanılmış olabileceğim gerçeğini gördüm.

    Yukarıdaki isimlendirmeler bir yana, zihnimi zorlayıp tasavvur etmeye her ne kadar zorladımsa da “Çilek Yardımı” nı kavramaya hayal gücüm yetmedi. Herşeye rağmen bu sıradışı isimlerin kaşifine, ufkumuzu açarak yarattığı etki için tüm insanlık adına teşekkür ediyoruz.

    Sonraki Konu: Kitap Okumanın Yararları ve Zararları

    Kullanılmasını İstemediğimiz Kelimler: gereksiz, tercih, göreceli

    Kullanılmamasını İstemediğimiz Kelimeler: Roman, Kafka, Pikaresk

     
  • ignoramus 8:21 pm on January 25, 2009 Permalink | Reply
    Tags: alkol, alkol duvarını aşmak, alkolik, asit alkol, ayyaş, bağımlı, çakır, çakırkeyf, duble, esrik, etil alkol, içki, içki psikozu, içki sefası, içkili, kafaları çekmek, kafayı çekmek, mest, metil alkol, sarhoş, serdengeçmek, serhoş, sermest   

    Alkol Neye Hizmet Eder? 

    alkol

    Sarhoş olunca yaptıklarımız ya da söylediklerimiz, alkolün vücutta yarattığı etki sonucu düşünme ve duyu yetilerinin yavaşlaması ve körelmesiyle çevreyi farklı algılayarak verdiğimiz anlık tepkiler mi yoksa aslında her zaman -ayıkken de- yapıp söylemeyi düşündüğümüz ya da istediğimiz şeylere engel olan herneyse alkolün onu da zayıflatması sonucu ortaya çıkma şansı bulanlar mı bilemiyorum. Birileri, hangisinin gerçek olduğuna, Biyoloji, Kimya ve Psikloji bilimlerine dayanır, tumturaklı bi’ açıklama yapmış mı yapacak mı onu da bilmiyorum, hiç araştırmadım. Ama sonuçta neyin sonucu olursa olsun, çoğu insan sarhoşken normal olmayan davranışlarda bulunur. Hatta bazıları bunun gayet farkında olduğundan sırf bu yüzden içebilir. Örneğin ayık kafayla hoşlandığı insana duyduğu sevgiyi ifade edemeyen birinin, bi’ de iki bira içtikten sonra denemesi gibi.. Ayyaşlar da belki salt bir eylem için değil de ayıkken “yaşa(ya)m”ayacaklarını düşündüklerinden sürekli içmektedir. Sarhoş olan insan rahatlar, mantıksal, sosyal ve kişinin bire bir kendisine uyguladığı baskıların etkileri azaldığından tanımadığı insanlarla konuşabilir, sokağa işer, haykırır, uyumak için çok rahat bi’ yere ihtiyaç duymadığının farkına varır, sakarlaşır, kusar vs..

    Sonraki Konu: Vakit Geçirme Yöntemleri

    Kullanılması Zorunlu Kelimeler: Salak, Boş, Nitelikli

    Kullanılması Tehikeli ve Yasak Kelimeler: Yanlış, Değerli, Sürekli

     
  • ignoramus 8:21 pm on January 23, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , gerçek, ihanet, , politika, yalan,   

    Sevgi Çemberi 

    Sevgi Çemberi

    Herkesin tüm eylem ve söylemlerinde samimi olduğu, sahte en ufak bir mimiğin bile olmadığı bir dünyada yaşasaydık ne olurdu? Gereksiz nezaket, korku, çekinme çıkar kaygıları olmadan, tam da ne düşünüyorsak onu, direk söyleyiverseydik..  Sanırım insanlar kabul etmemekte direndikleri kendilerince “acı” bir dolu gerçeğe bire bir tanık oldukları için kolayca inananırlardı. Tüm yalanlar, kumpaslar, entrikalar, suçlar, sırlar üzerine kurulu modern toplumumuz ve kurumları yok olacağından bir çok insanın hayatlarının “anlamı” da kalmaz ve toplu bir bunalım  ve kaos dönemine girilirdi. Reklamcılık, pazarlama, ticaret, politika, din, ahlak, aşk, ihanet ve ezoterik herşey yok olurdu.

    “Farbikamızda -inanılmaz ama- günlüğüne 1 dolar vererek çalıştırdığımız çoğu çocuk sefil işçilerimizin ürettiği, maliyeti fiyatının neredeyse 10′da 1′i kadar olan ve muhtemelen 2 ay sonra kullanılmaz hale gelecek bu ayakkabıyı satın almak istemez misiniz?”

    “Ne istediğiniz, hayatlarınızın nasıl daha iyi hale geleceği ne benim ne de partideki diğer arkadaşlarımın zerre kadar umurunda değil. Bize oy verin.”

    “Ha ha ha. Tabii ki Hadise senden daha güzel, sevgilim. Ufak da olsa onunla beraber olma şansım olsaydı seninle bir dakikamı bile harcamazdım.”

    Sonraki Konu: mIRC’ten Msn’e Chat Alışkanlığının Değişimi, Etkileri

    Kullanılması Zorunlu Kelimeler: muaf, duyarlı, sevecen.

    Kullanılması Yasak Kelimeler: iletişim, istek, yalnız

     
  • ignoramus 10:48 pm on January 20, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , çabalamak, düzen, hücre, , sıcak, siyah, soğuk, suçluluk   

    Düzenli Harf Yığınları 

    abece

    Ev ödevini yapmayı unutan çocukların yaşadığı geri dönmeleri taşıyan güneş ışınlarının bunun farkında olmamalarına verilen adla hiç bir ilişkisi olmayan derinlere ilişmeksizin sürdürülen ilişkilerin ilmühaber kayıtlarına asla geçmediği resmi binaların duvarlarındaki donuk ifadeye bakıp bakı baktıran memurların ellerindeki tarihin izlerinin bulunduğu laboratuvar koşullarında diğer tüm veriler sabitken hazırlanan raporların patrona sunulmasının bir öneminin kalmamasına sinirlenen paspas satıcısı çıraklarının yüzündeki pembe uyarı ve kırmızı öfke ve mavi acılardan bihaber oltasının ucuna zavallı soluncanları teker teker takıp takmaya uğraştığı şeyden sıkılmasına rağmen sıkılmasını bir sonsuz görevmişçesine sürdürdüğünün rasyonel hiç bir insanın umurunda olmadığı ısrarla ve sözümona kahramanca savunurken yıllar öncesinde ileri atılan ve atıldığı yerde unutulan bir eski şövalyenin göğüs cebinde kana bulanmış sarı kağıtlardaki karanlık hikayelerin içinde ve dışında da var olmayı başarmış denizkızlarını tek gören ve bunu bilimsel ve akılcı yönlerle kanıtlayan adamın kulaklarındaki kemiklerin sıralanışıyla ilgili derslerde sıralara erimiş bir margarin kıvamında dökülmüş bir oturuşla yığılmış öğrencilerin ayak parmakları arasındaki kirleri elde etmeye çalışacak kadar mühim bir işe kalkıştığına inanana kadar ki zorlu süreci atlatmış ve artık geri kalan zaman zarfında üzerinde pul bulunmayan mektupları sıcaktan da bunalarak çöpe atan postacının post-acılar içeren kitaplardaki  bakışlar altında eriyen insan hikayelerindeki gibi kayalıkların arasında kımıldayan tuhaf kertenekelelere aldırmadan sırtını denize verip göğü ve çıplak  vücutları seyre dalan küçük dilini yutmuş terleyen kokan korkan mafyayla devlet devletle polis polisle mafya üçgen ve yamuklarının çevresinin yarısının ikikare farkının dörtte bir eşittir üç bölü dört kare kök dört ve evet hayır yarışması vardı bir zamanlar sunucusunun kostümü faruk saraç ve saz arkadaşlarının basgitarlarından süzülen nağmeler ve sevişenlerin terlerindeki hücrelerde yaşamaya çalışan ve öldürülmeyi bekleyen sokrata yardım etmeye çalışan arkadaşlarını redderken platonun yazdığı savunmanın nüshalarını çalıp sevdiği kadına getiren ve aşk ateşiyle yanıp tutuşanları okuyan adamın baktığı mola aralarına sıkıştırdığı bakımlık bir aşk belki de yaşadığı umursamazlığın insana verdiği renklerin içindeki ahenkten yoksun gördüğü manzara karşısında dudağı uçuk kavurucu çöl sıcakları ve balkanlardan gelen soğuk hava dalgaları arasında sakladığım sırlarımı bir çırpıda ifşa ederek yapmış oldukları ihanetin bedelini çok ağır ödeyecekleri sırada yazımın bittiği son yılların en hit parçaları arasında.

    Sonraki Konu: İnsanları radyo-tv gibi yayın organları aracılığı ile “Bir sonraki parça şunlara şunlara gelsin” isteklerinde bulunmaya iten sosyo-ekonomik, psikolojik, parapsikolojik, romantik (ya da herneyse) nedenler.

     
  • ignoramus 8:33 pm on January 15, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , , , demokrasi, , erkek, eşit, eşitlik, ,   

    Eşitlik 

    eşitlik

    Kadın ve erkek eşit değildir, olmamalıdır, olamaz. Sadece kanun önünde bir eşitlik olabilir ki o da tam anlamıyla olamayacaktır. Erkeklere tanınan tüm ayrıcalıklar, verilen haklar kadınlar için de aynı şekilde geçerli olmalıdır. Kadınlar da erkekler kadar sömürülmeli, haklarının olduğunu sanıp avunmalıdır. Onlar da erkekler gibi “demokrasi”nin bir parçası olduğunu düşünebilmelidirler, ki öyleler, ne güzel. Kadınlar da parti, dernek, birlik, klan, grup kurabilmeli ve yönetim sürecinde yer alıp erkekler kadar söz hakkı olmalı ve erkekler kadar gevezelik yapıp zırvalayabilmeli ki onu da yapıyorlar ve yapmamaları için hiç bir engel yok.

    Toplumsal açıdan da erkeklerle kadınlar eşit olmalıdır. Hatta çok eşit olmalıdırlar. Kadınlar da isterlerse futbol maçlarına gidebilmeli, çıkışta satır, sopa, bıçak, falçata gibi ilkel savaş aletleriyle birbirlerini yiyebilme hakkına sahip olmalıdırlar. Ki bunu da yapmaları için yasa dışı ve aptalca olması dışında hiçbir engel yok. Kadınlara da askere alınma ayrıcalığı tanınmalıdır ki insanlar evlerinde oturup televizyonda daha ilginç savaşlar izleyebilsin.

    Saçma örnekleri daha da çoğaltabiliriz ancak kısaca kadınlara da tam da erkeklere verildiği kadar aptallıklarını, şapşallıklarını sergileme fırsatı verilmeli, erkekler kadar aldatılmalı, aldanmalıdırlar. Bu dünya hepimizin ve onu batırma hakkı sadece erkeklerin değil.

    Sonraki Konu: “Amaç” olarak Beklemek

     
c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
cancel