Updates from ignoramus RSS Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • ignoramus 4:27 pm on January 14, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , , , kül, külkedisi, matrix, parmak çocuk, sıradan, sylar   

    Sıradan Hissetmek 

    Aşağı yukarı işaret parmağım büyüklüğünde bir çocuğun, asıl mesleği terzilik olmasına rağmen akla hayale sığmayacak maceralar yaşadığı; elindeki “sihirli” değnekle balkabağını faytona, fareleri atlara, kertenkeleleri uşaklara çevirmeye muktedir perilerin fink attığı hikayelerle başladı belki de bilemiyorum. Sonra, çoğumuzun başına gelse kabus olacak bir örümceğin ısırmasının ardından örümcek-insan çiftleşmesinin ürünüymüşçesine bileğinden ağlar fışkırtarak binaların arasında ordan oraya kolayca ve kıvrak hareketlerle uçuveren; kalın çerçeveli gözlüğü ve paravan gazetecilik mesleğinin ardında ordan oraya örümcek ağlarına bile ihtiyaç duymadan uçuarak son derece sıkıcı fizik kurallarına meydan okuyan ve kötülere haddini bir daha unutamayacakları bir şekilde bildiren adamları izleyerek devam etti tabii.

    Kendisi bile salaş hayatının değişebileceğine inanmazken, bir anlık değişimle üzerine gelen mermileri bile kibar bir el hareketi yaparak durdurabilen, paşa günlü isterse onlardan daha da hızlı hareket edebilen ve şüphesiz tüm dünyayı kurtarma isteği ve kabiliyetine haiz adamların; büyüklüğü ne kadar olursa olsun tüm nesneleri zihin gücü ve -belki de gözümüzde somutlaştırmak için- zarif bir el hareketi ile yerlerinden oynatabilen; kaçıncı dereceden olursa olsun her türlü yanık, kırık, çıkık, incinme, kopma, ezilme ve benzeri her türlü yaralanmalara karşı tüm hücrelerini inanılmaz bir hızla yenileyebilen; zamanı durdurup yine dünyayı kurtarmak adına saçma sapan şeyler yapma hakkını kendinde gören insanları da gördüğümde bunun sadece bir başlangıç olduğunun farkına vardım.

    Şimdi tüm bunları aklımdan geçirerek küçük odamda, ortalamanın çok altında konfigürasyona sahip kişisel bilgisayarımın başına oturup bir sigara içiyorum. Küllüğü boşaltmam gerektiğinde  sandalyemden kalkıp mutfağa kadar gidiyor, çöplüğü açarak küllüğü baş aşağı çeviriyorum ki yerçekimine karşı koyamayacaklarına adım gibi emin olduğum kül ve izmaritler tam da istediğim gibi çöplüğe dökülsün.

    Sonraki Konu: Toplumdaki Oto-Kontrol Mekanizmasının İşleyişi, Ayrıntıları (gerekirse Şeması) ve Somut Örnekleri

     
  • ignoramus 10:45 pm on January 9, 2009 Permalink | Reply
    Tags: mekan, sınırsız, sınırsızlık, sonsuz, sonsuzluk, uzam,   

    Uzam = Mekân 

    uzam

    Bütün sınırlılıkları içine alan sınırsız boşluğa uzay denir. Uzay tamamen boşluk değildir ancak büyük kısmında atom, molekül ya da herhangi bir şey yoktur.  Madde uzayda, boşlukta yer kaplar ve boşluğun zıttıdır. Yer kaplamayan yani hacmi olmayan madde/nesne “yok”tur. Uzayın sınırsız olduğu kabul edilmektedir. Einstein, anlaması her ne kadar zor olsa da bunu “Uzay sonsuz değil fakat sınırsızdır” diyerek desteklemiştir.

    Beş duyu organımızla, sınırsızlığı ya da sonsuzluğu görmek, dolayısıyla göstermek ve hissetmek mümkün değildir. Duyularımız, düşüncelerimize göre kısıtlıdır. Sınırsızlık, garip biçimde çelişik olsa da sonuçta sınırsız sayıda sınırlılıklardan meydana gelir. Uzay denilen sınırsızlığın içinde yaşadığımız, hareket ettiğimiz, evimizi, sandalyemizi, dış fırçamızı, çoraplarımızı yerleştirebildiğimiz sınırlılığa uzam denir. Uzam, herkesin gayet tanışık olduğu mekân kavramıyla eş anlamlıdır. Sanatta uzam/mekân, sınırını sanatçının belirlediği ve o sınırlar içindeki kuralları sanatçının oluşturduğu uzay parçasıdır diyebiliriz. Ya da ben diyebilirim.

    Sonraki Kategori : Bağımsız

    Sonraki Konu: Yalnızlık

     
  • ignoramus 10:20 pm on January 8, 2009 Permalink | Reply
    Tags: 1917, birinci dünya savaşı, çar, devrim, februrary, panislavizm, rus, sovyet   

    Şubat Devrimi 

    Şubat Devrimi

    1917′de, birinci olduğu yaklaşık 20 sene sonra anlaşılan Dünya Savaşı’nın 3. yılında, tam da İngilizlerin Türklerle Bağdat için savaştığı sırada, ilkokulda tekrar tekrar duyduğumuz son derece tanıdık olan söylemle, tüm Slav ırkları tek bir bayrak altında toplama ve boğazları ele geçirerek sıcak denizlere  inme (belki de sadece yüzmek istiyorlardı)  hayalini gerçekleştirmek için savaşa giren Rus İmparatorluğu’nda gerçekleşen devrim, Mart ayında olmasına rağmen Rusların Julyen Takvim kullanmayı tercih etmesi nedeniyle Şubat’a denk geldiği için literatüre “Şubat Devrimi” olarak geçmiştir.

    Şubat Devriminin farklı yanı, bir parti ya da grubun planlanan, hazırlanan hareketi sonucu değil kendiliğinden olmasıdır. Gruplar halinde greve giden işçilerin, savaşın ve beraberinde getirdiği ağır ekonomik yükün altında ezilen halkın ve gösterileri sivillere ateş ederek bastırması emri verilen askerlerin de katılması sonucu devrim, Rus Çarı’nın çok sevdiği tahtını bırakmasına neden olmuştur.

    Sonraki Kategori: Kavramsal

    Sonraki Konu: Özgürlük

     
  • ignoramus 10:39 pm on January 6, 2009 Permalink | Reply
    Tags: 1967, , danske filminstitut, denmark, det, det perfekte menneske, harika, harikulade, , jorgen leth, , kusursuz, muhteşem, mükemmel, müthiş, perfect man, perfect woman, perfecthuman, , sundance, the perfect human, turkish   

    Perfect Human 

    Claus Nissen

    Mükemmel insan nedir? Nasıl görünür. Nasıl hareket eder. Ne düşünür? Ne yapabilir? Yürür mü, konuşur mu, zıplar mı? Düşebilir mi ya da. Düşerse nasıl düşer..

    1967 yılında Jorgen Leth tarafından çekilen The Perfect Human adlı 13 dakikalık kısa filmin sorduğu bazı sorular. Bu basit, ironik filmin ne kadar muhteşem olduğundan, neyi niye anlattığından bahsetmek son derece gereksiz geliyor bana. Özellikle, bi’ kere daha izledikten sonra.

    Hatta tekrar izleyelim..

    Sonraki Kategori : Psikoloji

    Sonraki Konu: Asperger Sendromu


     
    • catiski 2:34 am on January 7, 2009 Permalink | Reply

      ya da;

    • ignoramus 2:38 am on January 9, 2009 Permalink | Reply

      Here is the human.
      Here is the human.
      Here is the perfect human.
      We will see the perfect human functioning.
      We will see the perfect human functioning.
      How does such a number function?
      What kind of thing is it?
      We will look into that.
      We will investigate that.
      Now we will see how the perfect human looks.
      And what he can do.
      This is how an ear looks.
      And here is a pair of knees.
      And here a foot.
      Another ear.
      Here is an eye.
      Look at this human’s eye.
      Then a mouth.
      A mouth.
      And another mouth.
      Look, the perfect human moving in a room.
      The perfect human can move in a room.
      The room is boundless and radiant with light.
      It is an empty room.
      Here are no boundaries.
      Here is nothing.
      Walking.
      Running.
      Jumping.
      Falling.
      Look, now he falls.
      How does he fall?
      This is how he falls.
      Look, now she lays down.
      How does she lay down?
      This is how she lays down.
      Like this.
      Yes, there he is.
      Who is he?
      What can he do?
      What does he want?
      Why does he move like that?
      How does he move like that?
      Look at him.
      Look at him now.
      And now.
      Look at him all the time.
      Now the music is gone.
      No music any more.
      The perfect human in a room with no boundaries
      and with nothing.
      And the voice saying a few words.
      This voice saying a few words.
      Look at him now.
      Look at him all the time.
      Now the perfect human undresses.
      The clothes come off.
      Bow tie.
      Coat.
      Shoes.
      Trousers.
      Boots.
      Socks.
      Dress.
      Nylons.
      Bra.
      Pants.
      The clothes come off.
      How is it to touch the perfect human?
      How is the skin?
      Is it smooth?
      Is it warm?
      Is it soft?
      Is it dry?
      Is it well cared for?
      How is the skin of the chin?
      How is is on the legs?
      The arms?
      The throat?
      Here is the bed.
      Here is the bed.
      Fresh fragrant sheets.
      A soft spring mattress.
      A bed in this room.
      The room is no longer empty.
      There is a bed in the room.
      The bed in which
      the perfect human sleeps and makes love.
      Listen to the human getting ready.
      Listen to the perfect human living.
      Listen to its sounds.
      What is this human thinking?
      Today, too, I experienced something I hope to understand in a few days.
      Around my left hand was shining|a ring of hazy white flames.
      I considered carefully the left side of my own dark coat.
      In the middle of my heart there was a small spot.
      I don’t know|what it’s supposed to mean.
      Now, there is a table too in the room.
      And chairs.
      And a human,
      the music
      and the voice.
      The perfect human is going to eat and to drink.
      We will see a meal.
      How does the perfect human eat?
      We will see its eyes and its mouth eating.
      We will hear the sound
      of knife and fork.
      We will se the fish being cut.
      And the wine being poured into the glasses.
      Dinner is served.
      A lovely boiled salmon with boiled potatoes and sauce Hollandes.
      With it a bottle of Chablis.
      What is he thinking?
      What is he thinking?
      Is the perfect human thinking of the room he is in?
      The food he eats?
      Happiness?
      Love?
      Death?
      What is the perfect human thinking?
      Look at him.
      What is he thinking?
      Why is fortune so capricious? Why is joy so quickly done?
      Why did you leave me? Why are you gone?
      Why is fortune so capricious? Why is joy so quickly …
      Why did you leave me? Why are you gone?
      Why is fortune so capricious and why is joy so quickly done?
      Why did you leave me?
      Why are you gone?
      Very, very delicious!
      Today, too, I experienced something I hope to understand in a few days.

    • catiski 2:51 am on January 9, 2009 Permalink | Reply

      İşte insan.
      İşte insan.
      İşte mükemmel insan.
      Mükemmel insanın işlevlerine bakacağız.
      Mükemmel insanın işlevlerine bakacağız.
      Mükemmel insanı çalışırken izleyeceğiz.
      Böyle bir insan nasıl çalışır.
      Buna bir göz atacağız.
      Bunu araştıracağız.
      Şimdi, mükemmel insanın nasıl göründüğüne bakacağız.
      Ve neler yapabileceğine.
      Bu bir kulağın görünüşü.
      Ve bu da dizlerin görünüşü.
      Ve işte bir ayak.
      Başka bir kulak.
      İşte bir göz.
      Şu insan gözüne bakın.
      Sonra bir ağız.
      Bir ağız.
      Ve başka bir ağız.
      Bakın, mükemmel insan bir odada hareket ediyor.
      Mükemmel insan bir odada hareket edebilir.
      Sınırsız ve ışıkla aydınlatılmış bir oda.
      Ve bomboş.
      Burada sınırlar yok.
      Burada hiçbir şey yok.
      Yürümek.
      Koşmak.
      Zıplamak
      Düşmek.
      Bakın şimdi düşüyor.
      Nasıl düşüyor?
      İşte böyle düşüyor.
      Bakın şimdi uzanıyor.
      Nasıl uzanıyor?
      İşte böyle uzanıyor.
      İşte böyle.
      Evet, biri var.
      Kim O?
      Ne yapabilir?
      Ne yapmak istiyor?
      Niçin böyle hareket ediyor?
      Nasıl böyle hareket ediyor?
      Ona bakın.
      Şimdi ona bakın.
      Ve şimdi.
      Sürekli ona bakın.
      Şimdi müzik sona erdi.
      Artık müzik yok.
      Mükemmel insan sınırsız ve içinde hiçbir şey olmayan bir odada.
      Ve ses bir şeyler söylüyor.
      Bu ses bir şeyler söylüyor.
      Şimdi ona bakın.
      Sürekli ona bakın.
      Şimdi mükemmel insan soyunuyor.
      Kıyafetler çıkarılıyor.
      Papyon.
      Ceket.
      Ayakkabı.
      Pantolon.
      Çizme.
      Çorap.
      Elbise.
      Naylon çorap.
      Sütyen.
      Külot.
      Kıyafetler çıkarılıyor.
      Mükemmel insana dokunmak nasıl bir şeydir?
      Cildi nasıldır?
      Pürüzsüz mü?
      Sıcak mı?
      Yumuşak mı?
      Kuru mu?
      Bakımlı mıdır?
      Çenensinin cildi nasıldır?
      Bacaklarınınki?
      Kollar?
      Boğaz?
      İşte yatak.
      İşte yatak.
      Güzel kokulu, temiz çarşaflar.
      Yumuşak, esnek bir yatak.
      Bu odada bir yatak.
      Oda artık boş değil.
      Odada bir yatak var.
      Mükemmel insanın uyuyabilmesi ve sevişebilmesi için bir yatak.
      İnsanın hazırlanmasını dinleyin.
      Mükemmel insanın yaşayışını dinleyin.
      Bu sesleri dinleyin.
      Bu insan ne düşünüyor?
      Ayrıca bugün, başıma birkaç gün içinde ne olduğunu anlamayı umduğum bir şey geldi.
      Sol elimin çevresinde bulanık, beyaz bir halkadan oluşan alevler parlıyordu.
      Siyah ceketimin sol tarafını dikkatlice inceledim.
      Kalbimin orta yerinde, ufak beyaz bir nokta vardı.
      Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum.
      Şimdi odada bir de masa var.
      Ve sandalyeler
      Ve bir insan,…
      …müzik…
      …ve ses.
      Mükemmel insan yemeğini yiyecek ve içkisini içecek
      Bir yemek göreceğiz.
      Mükemmel insan nasıl yer?
      Gözlerin ve ağzın yediğini göreceğiz.
      Çatal ve bıçak seslerini duyacağız.
      Balığın kesilişini göreceğiz.
      Ve şarabın bardaklara dökülüşünü.
      Yemek hazır.
      Haşlanmış patates ve haşlanmış somon balığı. Hollandes sosuyla.
      Bir şişe Chablis şarabıyla.
      Ne düşünüyor?
      Ne düşünüyor?
      Mükemmel insan içinde bulunduğu odayı mı düşünüyor?
      Yiyeceği yemeği mi?
      Mutluluğu mu?
      Aşkı mı?
      Ölümü mü?
      Mükemmel insanın düşündüğü nedir?
      Ona bakın.
      Ne düşünüyor?
      Zevk neden bu kadar kaprisli? Mutluluk neden bu kadar kısa?
      Beni neden terk ettin? Niçin gittin?
      Zevk neden bu kadar kaprisli? Mutluluk neden bu kadar kısa?
      Beni neden terk ettin?
      Niçin gittin?
      Çok, çok lezzetli!
      Ayrıca bugün, başıma birkaç gün içinde ne olduğunu anlamayı umduğum bir şey geldi.

    • catiski 5:37 pm on March 18, 2009 Permalink | Reply

  • ignoramus 3:46 pm on January 3, 2009 Permalink | Reply
    Tags: anlamak, Beckett, komik, okuyucu, trajik, üslup,   

    Samuel Beckett 

    Her ne kadar bu konuda kendimi hiç yetkin hissetmesem de zorunlu olarak belirtmem gerekiyor ki, Beckett okurken galiba bunu demek istiyor dediğim şey ya da yazının bende yansıması, her trajedinin aynı zamanda komik de olmasının trajikliğiydi. Bu elbette üslupla ilgili bir seçim de olabilir ama sadece olayları ve kişileri anlatmak için tercih edilmiş herhangi bir yöntem olduğuna inanmıyorum. Aslında Beckket’in tam olarak ne anlatmak istediğinden ya da gerçekten bir şey anlamamızı istediğinden de emin değilim. Zaten önemi de yok. Her okuyucu ve her okuma  için birbirinden farklı Samuel Beckett’lar var.

    Samuel Beckett

    Sonraki Kategori : Sinema

    Sonraki Konu: Mulholland Çıkmazı

     
    • catiski 5:16 pm on January 3, 2009 Permalink | Reply

      Herkes için farklı anlamlar çıkarılabilir olduğu, benim anladığımın yanlış olamayacağını kanıtlayamaz, doğru şeyler söylüyor olabilirim demek istemiş olabilir misin acaba?

      Bu arada Beckett’ın “film” adında 17 (onyedi) dakikalık sessiz bi’ tane kısa filmi bulunmaktadır. 1965 yılında çekilen film zar zor çekilmiş. Acaba neden bu kadar zorlamış ki Beckett? “benimde bi’ tane filmim olsun lan” mı demiş acaba. Film kendisinden pekte uzak değil karamsarlık, yalnızlık ve kısırdöngü üzerine kurulu. Hatta izleyelim.



      ya da;

      Samuel Beckett’s Film from catiski on Vimeo.

    • rocktobre 12:52 am on January 29, 2009 Permalink | Reply

      beckett’ın ruh hali sebebiyle bu eserleri verebildiğini düşünüyorum.Ne de olsa bir sanatçı ve haliyle duyarlı.İnsanların içinde bulunduğu her türlü hal onu ilgilendirir olmuş iyi de olmuş.Godot’yu beklerken gibi bir eseri verebilen sanatçı gerçekten bir sanatçıdır.Trajik ama gerçek tarafı ise gerçekçi olmayan temellere en büyük gerçekleri oturtabilmiş olması.Onun gibi düşünenler eminim ki halen varlar ve olacaklardırda.

  • ignoramus 12:08 am on January 2, 2009 Permalink | Reply
    Tags: doğru, erdem, erdemli, götürü, , imkansız, , mutlak, ümitsiz,   

    Erdemliyim, Erdemlisin, Erdemliyiz. 

    İyiyi, doğruyu, güzeli seçip yaptığını sanmak “erdem”dir. Erdem sadece bir yanılgıdır;
    çünkü hiçkimse iyi, doğru ve güzel bişey yapamaz.
    Çünkü felsefede mutlak iyi, mutlak doğru ve mutlak güzelin olmadığı aşikardır.
    Çünkü fiziksel yakınlıktan dolayı mensubu olduğunuz topluluğa, kendi seçimleriniz ve iradeniz dışında yaşadığınız zamana, idelojiye, dine hatta daha da ayrıntıya inersek her kişiye göre değişen sayısız “doğru”lar, “iyi”ler ve “güzel”ler vardır.
    Kaldı ki imkansız olsa da “iyi”yi bildiğimizi varsaysak bile, ona göre düşünüp yaptığımız eylemlerin sonuçlarının “iyi” olacağını bilmek ilk imkansızlığı üçe, bine, beş yüz bine katlayacak kadar devasa bir imkansızlıktır.
    Tüm bu nedenlerle erdemli (!?) olmanın kişiye getirisi, toplumda kabul görmektir.
    Götürüsü ise toplumda kabul görmektir. Daha “kötü”sünü düşünemiyorum.

    Sonraki Kategori : Psikoloji
    Sonraki Konu : Aşk

     
    • catiski 12:19 am on January 2, 2009 Permalink | Reply

      “ne yani, şimdi hepimiz erdemsiz miyiz?” dememek elde değil.

  • ignoramus 2:32 am on January 1, 2009 Permalink | Reply
    Tags: aykırı, kişilik, kokuşmuş, şahıs, schizoid, şizo, Şizoid, toplum   

    Şizoid Kişilik Bozukluğu 

    king crimson schizoid man

    • Toplumun, bir odada başbaşa on sekiz ay beraber kalsa bile tek kelime etmeye değmeyecek bireylerin oluşturduğu kokuşmuş, vıcık vıcık ilişkiler bütünü olduğuna inanan,
    • buna karşın; sanılanın aksine aşk, tutku, nefret, kin gibi (kendince) “gereksiz” duyguları olmayan,
    • kazara kendisine karşı oluşuveren tüm sevgi, saygı ve verilen tüm değerlerin karşılığında en ufak bir minnet duymayan ve sorumluluk hissetmeyen, dahası bunlara anlam da veremeyen,
    • anlam verememesine ve karşısındakilerin çabalarına rağmen bir çok konuda olduğu gibi bu konu üzerinde de pek fazla düşünmeyen,
    • hayatın her hangi bir amacı olduğuna inanmayan,
    • dini, siyasi, ilmi kalıcı herhangi bir inancı olmayan,
    • ve şüphesiz, tüm garipliğine rağmen bu  tutum, davranış ve fikirlerinde herhangi bir yanlışlık görmeyen

    kişiler “Şizoid Kişilik Bozukluğu” olan kimselerdir. Tedavisi yoktur.

    Sonraki Kategori: Bağımsız.

    Sonraki Konu: İnsanların nesnelerle ilişkileriyle diğer insanlarla ilişkileri arasındaki benzerlikler/farklar.

     
    • catiski 4:30 am on January 1, 2009 Permalink | Reply

      Bu ve bunun gibi diğer bozukluk(!)lara “bozukluk” denilebiliyorsa aslında her insana bir şekilde “x bozukluğu” yapıştırılabilir. Bunu belirleyen kişilere bile “bozukluk tanısı koyma bozukluğu” teşhisi dahi konulabilir. Kişilik bozukluğunun yalnızca tutarsız davranışlarla görülebilen bir tanı olabileceğini düşündüm de, o bile bozukluk için çok hafif kalıyor. Bana kalırsa ‘kişilik bozukluğu’ kavramını benimsemek tüm bu bozukluk denilen tanılar bir kenara hepsinden daha tehlikeli bir boyutta bir kişilik bozukluğudur derim. Ee o zaman şizoid’i nasıl tanımlarız? Ben ona “Salt Gerçeklik Sendromu” demeyi tercih ediyorum.

    • catiski 1:12 pm on February 3, 2009 Permalink | Reply

      King Crimson – 21st Century Schizoid Man

  • ignoramus 11:08 pm on December 29, 2008 Permalink | Reply
    Tags: 15. yy avrupası, çağ, erinç, kestirme, memnuniyet, orta, ütopik   

    Ütopik Sıfatlar ya da Kestirmeler – 1 

    On Beşinci yüzyılın üçüncü çeyreğine tekabül eden Kasım ayları, genellikle Orta Avrupa’da -özellikle de günümüz modern dünyasında, acı deneyimlerle geçen savaşlar,  politik entrika ve çekişmelerin ardından nihayet Fransa diye isimlendirmekten bir an bile tereddüt etmeyeceğimiz bölgenin çevresinde- yaşayan halk için çok çetin geçerdi diye başlayan bir yazı yazmak öyle çok isterdim ki, tahmin bile edemezsiniz.

    Ne var ki, hayat acı gerçeklerin üzerine kurulu. Bırakın 15. yy Orta Avrupa’sını, dün yaşadığım gündelik sıradan olayların, maruz kaldığım durumların bile neden-sonuç ilişkisini adamakıllı  kurup analiz edebilir miyim ondan bile emin değilim.

    Ne gariptir ki bu durum yine de bu acizliğimin ardına sığınıp herhangi bir şey üstüne hiç bir şey söyleyemeyeceğim anlamına gelmiyor. (Bakınız >>)

    Çünkü ister 15. yy da isterse yakın çağda yaşamış (isteyerek olacak şey değil tabii ki) olsun, her insan için memnuniyet(sizlik) her zaman vardı. Var olmaya da devam edecek. Etmeli. Eder. Edim.

    Erdim. Erdin. Erdinç ve nihayet “erinç”.

    Sonraki Kategori: Sinema

    Sonraki Konu: Sessizlik

     
    • catiski 1:15 am on December 30, 2008 Permalink | Reply

      Yorumumu yazmadan önce bu’nun ilk yazın olmasından ötürü seni bunharca eleştirmeme fikrini kendime aşıladım. Buradaki gizli mesaj; (“Eleştirilecek bir tarafı yok” diye bir şey yoktur.)

      Ama yine de, hayatın acı gerçeklerin üzerine kurulmasından bahsetmiş olmana inanamamakla beraber, başlıkla yazının uyumsuzluğuna dem vurmadan geçecek değilim. İlk paragraf gerçekten aykırı mizahi yönünden birkaç kuble ipuçları vermiş. İkinci paragrafında bir an için umutsuzluğa kapılmış birini oynarken üçüncü paragrafta “yıkılmadım henüz” tavrını oturtmuşsun. Çok cesurca. Ve son olarak “erinç”e ulaşman bu monologumsu yazının en trajik kısmı olmuş.

c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
cancel