Updates from March, 2010 Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • ignoramus 7:29 pm on March 15, 2010 Permalink | Reply
    Tags: aktivite, , bilmece, einstein, kazanmak, oyun, problem, satranç, spor, zafer   

    Beyaz oynar, kazanır! 

    Beyaz kazanıcak.

    Satranç, delileri sağlıklı tutan bir spordur.
     Albert Einstein

    Spor, fiziksel bir aktivite; Einstein en ünlü fizikçi, yandaki de sıradan bi satranç problemi. Beyaz oynuyor ve kazanıyor.  Aslında ortada bi problem yok. Beyaz oynadığı sürece beyaz tabi ki kazanacak. Siyahın eli kolu bağlanmış durumda, beyaz oynayıp kazanırken ona biçilen rol durup izlemek. Çünkü tezgah baştan kurulmuş: Beyaz oynayacak ve kazanacak, yapacak pek bir şey yok. At binenin kılıç kuşananın.

     
    • catiski 1:48 am on March 16, 2010 Permalink | Reply

      satranç kurallarında bilinir ki beyaz taşları seçen her kimse ilk o kişi başlama hakkına sahiptir. satranç problemlerinde de her daim beyaz oynar kazanır. acaba beyaz zaten 1-0 önde başladığından kelli mi ona bu rol biçilmiştir bu hep kafamı kurcalamıştır. Ying-Yangda da beyaz iyiliğin, siyahsa kötülüğün simgesini temsil eder. madem iyiler her zaman kazanıyorda kötüler hep kaybediyor, o halde satranç oynayan her iki kişiden birisi kötü insan statüsüne girmiş oluyor. buna istinaden iki iyi insanın satranç oynayabilmesi mümkün olmadığı gibi, iki kötü insanın da satranç oynayabilmesi mümkün olamıyor. ee öyleyse satranç müsabakaları buna göre mi düzenleniyor diye düşünmüyor değilim.

  • catiski 1:05 am on March 13, 2010 Permalink | Reply
    Tags: afiş, artık sevmeyceğim, cüneyt arkın, film afişi, film kapağı, kapak, türk filmi, türk sineması, türkan şoray   

    Artık sevmeyeceğim de ne mi yapacağım? 

    Türkan Şoray’ın arkasına geçen Cüneyt Arkın’ın, adeta “artık sevmeyecek, ne yapacağı gayet açık” dercesine hazırlanmış kapağına şans eseri bir videoda rastgeldim ve oldukça da dikkatimi çekti. Fazla uzatmanın lüzumu yok her şey ortada.

     
    • ignoramus 1:22 am on March 13, 2010 Permalink | Reply

      Türkan Şoray da bundan pek rahatsız görünmüyor ya da durumun henüz tam olarak farkında değil. Cüneyt Arkın’ın yüz ifadesi yapmak üzre olduğu ya da hakkında üstü kapalı olarak tehdit savurduğu eyleme gayet uygun. Ama Türkan hanımınkini anlamak mümkün değil.

    • catiski 1:26 am on March 13, 2010 Permalink | Reply

      kimbilir belki de Türkan Şoray’ın ifadesi, kuru kuruya sevilmekten gınası gelmiş bir hanımın sevinç çığlıklarıdır. baksana etekleri zil çalıyor.

    • ignoramus 1:38 am on March 13, 2010 Permalink | Reply

      o halde bu afiş, günümüzde hep yokluğundan dem vurulan eski saf aşkların aslında koca bi yalan olduğunu vurgulamak isteyen hiciv ustası, hınzır bi sanatçının keşfedilmeyi bekleyen dahiyane bi eseri.

    • catiski 1:53 am on March 13, 2010 Permalink | Reply

      bizi burda nelerle uğraştırdığına baksana, muzur şey :)

  • catiski 2:44 am on June 2, 2009 Permalink | Reply
    Tags: düşünceler, , , hiçbişey, istemsiz, uzun yazı, yazmak   

    Olduğu Gibi Aktarmak 

    yazmak

    Çok uzun bir yazı yazma umuduyla bu yazıya başlamamın verdiği kontrol dışı ve istemsiz cümlelerin peşisıra geleceğini tahmin edip, işe yaramaz -ki genelde yaramaz- bir yazı yazacağımı umaraktan yazmaya devam etmemin getirdiği kaygı, anlamsızlık, nedenselsizlik ve boşluk hissi -buna benzeyen duyguların tek bir kelimede toplandığı henüz yaratılmamış olan o muhteşem sihirli sözcük- ile birlikte yine de birşeyler karalamanın yarattığı o inanılmaz -belki de aksini düşünmeniz için eziklik boyutu demeliyim ki aksini düşünün diye- anlamsız haza rağmen yine de yazıyor oluşumun ve bunu durdurmakdan ziyade devamlılığını getirmek için çaba sarfediyor olmam ve tüm bu karmaşık hisleri size olduğu gibi aksettirmemin ardında ve arkasında yatan nedeni bir yandan yazarken bir yandan sorguluyor olmak -bunun bir başarı olduğunu düşünmenizi sağlamak- , bazen bunu sonlandırmam gerektiğini düşünmem -ama yalnızca düşünmem, sonlandırmayacak olduğumu bildiğim halde düşünmem- bazen anlaşılır olmanın çok ötesinde olmaya kastığımı düşündüğünüz gerçeğiyle yüzleşerek, aslında son derece anlaşılır -açık ve seçik- olduğumu, bunları anlamamak için sadece anlaşılmamak istendiğimi farzediyor oluşum, bir yandan “neden cümlelerini tane tane anlatmıyorsun o zaman” gibi içsel sorularınızı imgelemem ve daha anlatamadığım -aslında her şeyi bu kadar kısa anlatmış olmanın verdiği üzüntü- bir çok karışık duygularımla birlikte, uzun yazamamış olmanın sıkıntısıyla, -hiçbir şey dememiş olmamla- sıkılaraktan noktalıyorum.

     
    • catiski 3:00 am on June 2, 2009 Permalink | Reply

      çok yazmış gibi görünmek için resim eklediğim gerçeğini es geçemem.

    • alosman 2:52 pm on July 16, 2009 Permalink | Reply

      ne salak bi yazı lan bu, kasmış da kasmış.

  • catiski 3:57 am on March 9, 2009 Permalink | Reply
    Tags: chrome, google, gugıl, illüzyon, Internal Tube, InternalTube, kandırmaca, kırom, lights, pazarlama, tdtl, turn down, turn up, tutl, yutup   

    turn down the lights & turn up the lights 

    düğmeYoutube‘un yeni sayılabilecek aparatlarından biri daha olan turn down the lights (TDTL) ve turn up the lights (TUTL) yazılımcığının kullanımı hakkında bilgi verme gereği hissettim. Odanızda film izlerken ışığı açıp kapatmakla benzer bir uygulama ve kullanımı gayet basit. Tek tıklamayla ışıkları kapatıp tek tıklamayla ışıkları açabiliyorsunuz. Bu konuda sıkıntısı olanlar şikayetlerini youtube community help forums‘a yazabilir gerekli desteği orada bulabilirler.

    Öte yandan youtube’un Google Chrome’u çıktığından beri afişe etmek gibi bir derdi var. (Try YouTube in a new web browser Download Google Chrome) Ne ki bu? “Fark göreceksiniz” mesajının kullanıcıya içten içe yerleştirilmesi değil mi? Chrome Google’ın kendi tarayıcısı olduğundan ötürü çok daha kaliteli ya da çok daha randımanlı bir çalışmamı sergiliyor? Yoksa bu, yalnızca “ne de olsa youtube bana ait, ne de olsa youtube kullanıcılarının çoğu bu pazarlama illüzyonunu havada kapacak kadar bilgisiz kullanıcılar diyerekten oradaki saf, temiz, savunmasız insanları videoların daha verimli gösterileceğine dair bir kandırmaca, bir sistem açığını kullanmaca mı? Terbiyesizlik değil mi şimdi bu gugıl?

     
  • catiski 10:46 am on February 3, 2009 Permalink | Reply
    Tags: adi, bencil, benmerkezci, çıkar, çıkarcı, egoist, koşulsuz, paylaşım, paylaşmak, sinsi, yılansı   

    Paylaşmak ya da Koşulsuz Paylaşım 

    terlik

    Paylaşmak, ilk göründüğünde olumlu bir izlenim bırakır. Biri size karşılığı olmadan, sizde olmayan birşeyi size verecekmiş gibi düşündürür. Oysaki bu tamamen kişisel çıkar uğruna yapılır. Paylaşmak çok sevimli, sevgi dolu ve olumlu bir kelime gibi gözükse de derinine inildiğinde, yılansı, bencil, benmerkezci ve daha sayamadığım aklınıza gelebilecek tüm çıkarcı kavramları kapsayan, son derece olumsuz ve sevimsiz bir davranıştır biçimidir.

    Internet dünyasında sık karşılaştığımız “linkleri görebilmek için üye olmak zorundasınız” saçmalığından hepiniz nefret ediyorsunuzdur. Sanmıyorum ki “aa hemen üye olayım da linkleri göreyim” diyen sevgi pıtırcıklarısınız. Evet bu gizli-saklı değil en azından. “Paylaşıyoruz ama bir çıkarımız var bu işten” diyen insanlar bunlar. Gayet açık ve net, “üye olursanız karşılığında linkleri görürsünüz.” Asıl mesele hepimizin kanıksadığı yılansı paylaşımlar. Ne olabilir ki bunlar?

    Hemen hemen tüm paylaşımlar çıkar güder. Koşulsuz paylaşım olarak bir annenin çocuğunu emzirmesine bile şüpheyle yaklaşıyorum. Bununla yükümlü olduğu için, sorumluluklarını yerine getirebilmenin mutluluğunu yaşadığı için, “emzirmek zorundayım” düşüncesini içgüdüsel anlamda benimsediğinden de olabilir. “Yok artık o kadar da değil” demek geliyor içimden.

    İnsanları güldürmek; Güldüren insan, güldürdüğü için kendisini iyi hissedeceğini bildiğinden ötürü güldürür. Sizi güldürken kendini kötü hissetseydi zaten bunu yapmazdı. Ne kadar alçakça değil mi?

    Acıyı paylaşmak; Yine aynı şekilde kişi kendini rahat hissetmek uğruna, üzerindeki yükü hafifletmek adına çektiği sıkıntıyı anlatarak deşarj olur. Burda asıl paylaşan, acısını anlatan değil dinleyen kişidir. Durduk yere canı sıkılmıştır. “Onunda acısı olduğu zaman gelip benimle paylaşsın” mantığı mı bu? Zaten mutlu olduğumuz zamanlar ne kadar fazla ki bunu iyice daraltıyoruz? Herkes kendi acısını kendi içinde yaşasa daha hoş olmaz mıydı? Ama kimileri bunu tek başına yapabilecek güçte değil biliyorum, lakin acısını paylaşacağı insanı seçerken o güçte olmayan birini tercih etse mükemmel olmaz mı? Bence mükemmel olur.

    Hiç tanımadığım ve daha sonrada bir daha görmeyeceğim bir insanın, benim yararıma olacak birşeyi koşulsuz paylaşabilmesi gerçek paylaşımdır. Diğer türlü neredeyse tamamı çıkar uğrunadır. Çıkar amacı gütmediğine inandığım paylaşımların bile şaibeli olabileceğini düşünüyorum. Tanımadığınız birinin size terlik hediye edip kayıplara karıştığına rastladınız mı hiç?

    Sonraki Konu: Saplantı/Takıntı

    Bu Kelimeler Kullanılsın: mükemmelliyetçilik, huzur, simetri

    Bu Kelimeler Kullanılmasın: sinir, sevgi, aşk

     
  • ignoramus 3:21 pm on January 28, 2009 Permalink | Reply
    Tags: alışkanlık, , cevap, dil, hacı naber, hal, hatır, iyi misin, naaptın, naber, nasıl gidiyo, nasılsın, nassın, retorik, , tik   

    Anlamsız Dil Alışkanlıkları – Retorik Sorular 

    Çalışmak, müzik dinlemek, dolaşmak, durmak, film izlemek ya da bunun gibi herhangi bir vakit geçirme yöntemi ile meşgulken, yaşamı katlanılabilir kılan bir uğraş bulmuş ve yapıyorken birinin karşınıza çıkıp  “Nasılsın?” diye sorması aslında size yapılacak en büyük saygısızlıktan biridir. En masum haliyle bile, bulunduğunuz ruh hali ne olursa olsun size durup kendinizi yoklamayı dikte etmek, sorgulamaya zorlamaktır. Ne kadar sıklıkla bu soruyla karşılaştığımızı  da düşünürsek bizi sürekli kendimizin, yaptıklarımızın farkında olarak bitmez tükenmez bir buhrana sürüklemek de ne demek olmaktadır? Bizi böyle bir felakate sürüklemekteki amaç nedir? Kimlerin halimizi-hatırımızı sorduğunu düşünürsek; örneğin bakkalın buna ne hakkı olabilir?

    Duyguları isimlendirmeden, dile getirmeden ve buna ihtiyaç  da duymadan yaşarız. Sevinçliyken, kendi kendimize -içimizden bile olsa- “şu an sevinçliyim, evet sevinçliyim, seviniyorum, ne güzel seviniyorum” diyemeyiz. Belki de sevinçli olabilmenın en önemli şartlarından biridir bu.  Sevinçliyizdir; ta ki birinin çıkıp “nasılsın” diye sorarak sevincimizi yok etmesine kadar. Sevinçli olmanın farkında olarak sevinmek olsa olsa buruk bir sevinç olacaktır. Gülüyorsak gülüşümüz donup kalacaktır.

    Kullana kullana anlamsız, içi boş bir hale gelen “nasılsın”, aslında bir soru bile değildir. Sorusu da cevapları da gereksiz bir alışkanlık, dilsel bir tiktir.

    “Nasılsın?”

    Gerçekten de nasılım ki acaba? Ne yapıyorum? Niye gülüyorum? Nasıl gülüyorum? İşte böyle  gülüyorum.

    Sonraki Konu:  Murphy Kanunlarıyla Hammurabi Kanunlarının Karşılaştırılması

    Kullanılacak Kelimeler: ironik, gergin, toplantı

    Kullanılmayacak Kelimeler: eski, an, geçmiş

     
  • ignoramus 8:21 pm on January 23, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , gerçek, ihanet, , politika, yalan,   

    Sevgi Çemberi 

    Sevgi Çemberi

    Herkesin tüm eylem ve söylemlerinde samimi olduğu, sahte en ufak bir mimiğin bile olmadığı bir dünyada yaşasaydık ne olurdu? Gereksiz nezaket, korku, çekinme çıkar kaygıları olmadan, tam da ne düşünüyorsak onu, direk söyleyiverseydik..  Sanırım insanlar kabul etmemekte direndikleri kendilerince “acı” bir dolu gerçeğe bire bir tanık oldukları için kolayca inananırlardı. Tüm yalanlar, kumpaslar, entrikalar, suçlar, sırlar üzerine kurulu modern toplumumuz ve kurumları yok olacağından bir çok insanın hayatlarının “anlamı” da kalmaz ve toplu bir bunalım  ve kaos dönemine girilirdi. Reklamcılık, pazarlama, ticaret, politika, din, ahlak, aşk, ihanet ve ezoterik herşey yok olurdu.

    “Farbikamızda -inanılmaz ama- günlüğüne 1 dolar vererek çalıştırdığımız çoğu çocuk sefil işçilerimizin ürettiği, maliyeti fiyatının neredeyse 10′da 1′i kadar olan ve muhtemelen 2 ay sonra kullanılmaz hale gelecek bu ayakkabıyı satın almak istemez misiniz?”

    “Ne istediğiniz, hayatlarınızın nasıl daha iyi hale geleceği ne benim ne de partideki diğer arkadaşlarımın zerre kadar umurunda değil. Bize oy verin.”

    “Ha ha ha. Tabii ki Hadise senden daha güzel, sevgilim. Ufak da olsa onunla beraber olma şansım olsaydı seninle bir dakikamı bile harcamazdım.”

    Sonraki Konu: mIRC’ten Msn’e Chat Alışkanlığının Değişimi, Etkileri

    Kullanılması Zorunlu Kelimeler: muaf, duyarlı, sevecen.

    Kullanılması Yasak Kelimeler: iletişim, istek, yalnız

     
  • ignoramus 8:33 pm on January 15, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , , , demokrasi, , erkek, eşit, eşitlik, ,   

    Eşitlik 

    eşitlik

    Kadın ve erkek eşit değildir, olmamalıdır, olamaz. Sadece kanun önünde bir eşitlik olabilir ki o da tam anlamıyla olamayacaktır. Erkeklere tanınan tüm ayrıcalıklar, verilen haklar kadınlar için de aynı şekilde geçerli olmalıdır. Kadınlar da erkekler kadar sömürülmeli, haklarının olduğunu sanıp avunmalıdır. Onlar da erkekler gibi “demokrasi”nin bir parçası olduğunu düşünebilmelidirler, ki öyleler, ne güzel. Kadınlar da parti, dernek, birlik, klan, grup kurabilmeli ve yönetim sürecinde yer alıp erkekler kadar söz hakkı olmalı ve erkekler kadar gevezelik yapıp zırvalayabilmeli ki onu da yapıyorlar ve yapmamaları için hiç bir engel yok.

    Toplumsal açıdan da erkeklerle kadınlar eşit olmalıdır. Hatta çok eşit olmalıdırlar. Kadınlar da isterlerse futbol maçlarına gidebilmeli, çıkışta satır, sopa, bıçak, falçata gibi ilkel savaş aletleriyle birbirlerini yiyebilme hakkına sahip olmalıdırlar. Ki bunu da yapmaları için yasa dışı ve aptalca olması dışında hiçbir engel yok. Kadınlara da askere alınma ayrıcalığı tanınmalıdır ki insanlar evlerinde oturup televizyonda daha ilginç savaşlar izleyebilsin.

    Saçma örnekleri daha da çoğaltabiliriz ancak kısaca kadınlara da tam da erkeklere verildiği kadar aptallıklarını, şapşallıklarını sergileme fırsatı verilmeli, erkekler kadar aldatılmalı, aldanmalıdırlar. Bu dünya hepimizin ve onu batırma hakkı sadece erkeklerin değil.

    Sonraki Konu: “Amaç” olarak Beklemek

     
  • catiski 1:23 am on January 9, 2009 Permalink | Reply
    Tags: indirgenmiş, özgür, özgürlük, tragedya, , yükümlülük   

    Özgürlük Tragedyası 

    Tam anlamıyla özgürlüğün varol(a)mayacağı gerçeğini bilmek bir yana, kısmen varolan özgürlüğün ne kadar işlevsel, ne kadar  tatmin edici olduğu ve ne kadar ‘özgürlük’ kavramının hakkını verdiği konusunda ciddi şüphelerim var.

    Doğduğumuz andan itibaren henüz farkında olmadığımız bir çok yükümlülük üzerimize yapışmıştır. Doğmuş olmak özgürlüğünüze vurulan ilk darbedir. Biraz daha yüzeysellikten(!) çıkıp günlük yaşamımıza baktığımızda bu indirgenmiş ilk örneğin aslında abartı olmadığını görebiliriz. Modern toplum diye adlandırılan ‘danışıklı köle yönetme endüstrisi’nin bir üyesi olarak biliyorum ki, hiçbirimiz özgür değiliz. Sadece geçmişimize bakarak hatırlıyoruz ki feodal rejimler, krallıklar ve imparatorluklar gibi oluşumlar varmış. Bunun özgürlük olduğu yanılgısına kapılıyoruz, oysa ki yalnızca onlardan daha şanslıyız. Evet bu sadece daha şanslı olmak. Paranın söz sahibi olduğu bir dünyada özgürlükten söz etmek zaten başlı başına bir yanılsama. Özgür olabilmeyi -olabildiğince özgür olabilmeyi- gerçekten istemiyor olabilir miyiz? Kısıtlanmamış olmak, belirlediğimiz hedeflerimize çabalayarak ya da çabalamadan ulaşmak varoluşumuzu anlamsız kılacağı ihtimalinden mi korkuyoruz bilemiyorum. Fightclub’da da dendiği gibi, ancak öldüğümüz zaman tam anlamıyla özgür olabiliriz.

    Sonraki Kategori: Psikoloji

    Sonraki Konu: Fark Edilme Egomuzun Yaşamımızdaki Rolü

     
  • catiski 1:20 am on January 2, 2009 Permalink | Reply
    Tags: aldatmacası, , , büyü, entrika, hırs, mucizevi, sihir, tutku   

    Aşk Aldatmacası 

    Aşk, cinselliğe gidilen yolda harcanan çabalar bütünü olabileceği gibi zaman zaman bunun sadece bir kısmını da içerebilen bir özelliğe sahiptir. Bu çabalama sürecinin tamamını kapsayıp, hırsa dayanan tutkular da aşka dahildir. Her şey bir kandırmaca üzerine kurulmuştur. Gayet basit ve maddesel olan dünyada mücizevi birşeyler -sihir- arama isteğinden nerdeyse kendi kendine türemiştir. İnsanlar bu basitlikten sıkıldıklarından ötürü bu arzularını ihtirasa dönüştürmekte zorlanmamışlardır, kabul edilebilirliği çok kolaydır. Bunun bir aldatmaca olduğu fikrini tümden reddetme fikrini benimsemekte çok kolaydır.

    Sonraki Kategori : Edebiyat
    Sonraki Konu : Samuel Beckett’ı Anlamak

     
    • ignoramus 10:29 pm on January 2, 2009 Permalink | Reply

      Yani, aşk uzun ve ayrıntılı bir cinsel fantezidir diyebilir miyiz?

    • catiski 6:03 pm on January 3, 2009 Permalink | Reply

      Tabii ki diyebiliriz ignoramus, hatta sado-mazo türünün fiziksel değilde psikolojik olanı bile diyebiliriz.

    • bysado 2:12 pm on May 9, 2009 Permalink | Reply

      aşk uzun ve ayrıntılı bir cinsel fantazidir diyemeyiz, aşk sado-mazoşizm in psokilolojik olanı da diyemeyiz.

      Aşk tek seferlik duyulan ve insanın bedenen değil de ruhen hissettiği bir duygu türüdür. Aşk sadece cinselliğe bağlı da değildir. İnsan hertürlü maddeye, hayvana, insana, v.s. varlıklara aşık olabilir. Kısacası Anlık bir duygudur. Ancak o andan sonrası aşk olmaktan çıkar beğeni olarak kalır.
      Bilgilerinize….

    • catiski 12:02 am on May 13, 2009 Permalink | Reply

      Bize bunun ruhani bir duygu olduğunu hangi dayanağa sığınarak söylediğini öğrenmek isterim. “O şu değildir” derken, “Şu şu olduğu için, şu şöyledir böyle değildir.” demeni tercih ediyorum ve utanmadan da cevabını bekliyorum.

c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
cancel