Updates from February, 2009 Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • catiski 5:27 am on February 2, 2009 Permalink | Reply
    Tags: absurdism, absürdist, absurdistan, absürteç, absurtism, anlamsız, , manasız, saçmacılık, , sebepsiz, tutarsız, usaaykırı   

    Absürt bir “izm” olarak Absürdizm 

    Alber KamüAbsürdizm, varoluşçuluk ile kısmen ilişkili olup, bununla karıştırılmaması gereken felsefi bir akımdır. Temel olarak insan aklının evrenin işleyişini kavramaya çalışmasının manasızlığı üzerine kurulmuştur. İnsan manasız bulduğu evreni kavramaya gayret ettikçe, kâinat onun için daha da usa aykırı bir biçime bürünmeye devam edecek, gittikçe daha da absürt bir hâl alacak ve bunun neticisinde de -kişi- boşluğa sürüklenecektir.

    Albert Camus (alber kamü) bu akımın en son şeklini almasını sağlamış bir edebiyatçıdır. Yabancı (l’étranger) ve Sisyphos Efsanesi (Le Mythe de Sisyphe, (Sisifos Söyleni)) eserleri ile toplumsal yaşamın manasızlığı ve asıl önemli olanın kişinin içgüdüsü ve yalnızlığı olduğuna dem vurmuştur.

    Her şeyin birbiriyle ilintili olduğu bir evrende (kelebek etkisi); ekonomi krizin yaşandığı bir dünyada faiz oranlarının tavan yapması, iletişimin telgraftan başlayıp günümüzde internete taşınması, insanoğlunun sürekli geliştiğini düşünerek şu an bile olsa gerçek aydınlanmış insandan ne kadar fazla uzak olduğu, herkesin bu aydınlanmayı yaşamasının asla gerçekleşmeyeceğini bilmek, umutsuzluk, karamsarlık, ülkelerin sınırlarının olması, yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için çalışmak zorunda olmak, askere gitmek, işyerinde terfi almak, sakal tıraşı olmak, maça gitmek vs. gibi tüm toplumsal gelişimin getirdiklerine yabancı olmak ve yabancı kalmanın getirisidir Absürdizm.

    Yaşam halihazırda duran manasız bir şey değildir elbet, onun size ne şekilde yansıtıldığı ve sizin bundan yaptığınız çıkarım onu manasız kılar. Ve manası yoksa eğer, orada tarafınızdan ne olduğunu belirlemenizi bekleyen ve tamamen sizin eseriniz olacak bir şey vardır. İşte bunu kendi çıkarlarınıza kullanmak ya da kullanmamak sizin seçiminizdir. Bu size dayatılmış olanı kabul etmenizden daha olumlu bir şey değil midir? Asıl çekindiğimiz bu sorumluluğu ağır bir yük olarak görmek midir acaba? Ya da kimbilir belki de gerçekten bir insan için çok ağır bir yüktür.

    Sonraki Konu İçeriği: Distimi

    Mecbur Kılınan Sözcükler: troleybüs, tank, oksit

    Men Edilmiş Sözcükler: depresyon, depresif, kişilik

     
    • catiski 5:30 am on February 2, 2009 Permalink | Reply

      Trafik kazasında yaşamını yitiren ve zamanında bir futbolcu olan Albert Camus’den futbol yorumlarını izliyoruz.

  • ignoramus 10:48 pm on January 20, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , çabalamak, düzen, hücre, , sıcak, siyah, soğuk, suçluluk   

    Düzenli Harf Yığınları 

    abece

    Ev ödevini yapmayı unutan çocukların yaşadığı geri dönmeleri taşıyan güneş ışınlarının bunun farkında olmamalarına verilen adla hiç bir ilişkisi olmayan derinlere ilişmeksizin sürdürülen ilişkilerin ilmühaber kayıtlarına asla geçmediği resmi binaların duvarlarındaki donuk ifadeye bakıp bakı baktıran memurların ellerindeki tarihin izlerinin bulunduğu laboratuvar koşullarında diğer tüm veriler sabitken hazırlanan raporların patrona sunulmasının bir öneminin kalmamasına sinirlenen paspas satıcısı çıraklarının yüzündeki pembe uyarı ve kırmızı öfke ve mavi acılardan bihaber oltasının ucuna zavallı soluncanları teker teker takıp takmaya uğraştığı şeyden sıkılmasına rağmen sıkılmasını bir sonsuz görevmişçesine sürdürdüğünün rasyonel hiç bir insanın umurunda olmadığı ısrarla ve sözümona kahramanca savunurken yıllar öncesinde ileri atılan ve atıldığı yerde unutulan bir eski şövalyenin göğüs cebinde kana bulanmış sarı kağıtlardaki karanlık hikayelerin içinde ve dışında da var olmayı başarmış denizkızlarını tek gören ve bunu bilimsel ve akılcı yönlerle kanıtlayan adamın kulaklarındaki kemiklerin sıralanışıyla ilgili derslerde sıralara erimiş bir margarin kıvamında dökülmüş bir oturuşla yığılmış öğrencilerin ayak parmakları arasındaki kirleri elde etmeye çalışacak kadar mühim bir işe kalkıştığına inanana kadar ki zorlu süreci atlatmış ve artık geri kalan zaman zarfında üzerinde pul bulunmayan mektupları sıcaktan da bunalarak çöpe atan postacının post-acılar içeren kitaplardaki  bakışlar altında eriyen insan hikayelerindeki gibi kayalıkların arasında kımıldayan tuhaf kertenekelelere aldırmadan sırtını denize verip göğü ve çıplak  vücutları seyre dalan küçük dilini yutmuş terleyen kokan korkan mafyayla devlet devletle polis polisle mafya üçgen ve yamuklarının çevresinin yarısının ikikare farkının dörtte bir eşittir üç bölü dört kare kök dört ve evet hayır yarışması vardı bir zamanlar sunucusunun kostümü faruk saraç ve saz arkadaşlarının basgitarlarından süzülen nağmeler ve sevişenlerin terlerindeki hücrelerde yaşamaya çalışan ve öldürülmeyi bekleyen sokrata yardım etmeye çalışan arkadaşlarını redderken platonun yazdığı savunmanın nüshalarını çalıp sevdiği kadına getiren ve aşk ateşiyle yanıp tutuşanları okuyan adamın baktığı mola aralarına sıkıştırdığı bakımlık bir aşk belki de yaşadığı umursamazlığın insana verdiği renklerin içindeki ahenkten yoksun gördüğü manzara karşısında dudağı uçuk kavurucu çöl sıcakları ve balkanlardan gelen soğuk hava dalgaları arasında sakladığım sırlarımı bir çırpıda ifşa ederek yapmış oldukları ihanetin bedelini çok ağır ödeyecekleri sırada yazımın bittiği son yılların en hit parçaları arasında.

    Sonraki Konu: İnsanları radyo-tv gibi yayın organları aracılığı ile “Bir sonraki parça şunlara şunlara gelsin” isteklerinde bulunmaya iten sosyo-ekonomik, psikolojik, parapsikolojik, romantik (ya da herneyse) nedenler.

     
  • ignoramus 4:27 pm on January 14, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , , , kül, külkedisi, matrix, parmak çocuk, sıradan, sylar   

    Sıradan Hissetmek 

    Aşağı yukarı işaret parmağım büyüklüğünde bir çocuğun, asıl mesleği terzilik olmasına rağmen akla hayale sığmayacak maceralar yaşadığı; elindeki “sihirli” değnekle balkabağını faytona, fareleri atlara, kertenkeleleri uşaklara çevirmeye muktedir perilerin fink attığı hikayelerle başladı belki de bilemiyorum. Sonra, çoğumuzun başına gelse kabus olacak bir örümceğin ısırmasının ardından örümcek-insan çiftleşmesinin ürünüymüşçesine bileğinden ağlar fışkırtarak binaların arasında ordan oraya kolayca ve kıvrak hareketlerle uçuveren; kalın çerçeveli gözlüğü ve paravan gazetecilik mesleğinin ardında ordan oraya örümcek ağlarına bile ihtiyaç duymadan uçuarak son derece sıkıcı fizik kurallarına meydan okuyan ve kötülere haddini bir daha unutamayacakları bir şekilde bildiren adamları izleyerek devam etti tabii.

    Kendisi bile salaş hayatının değişebileceğine inanmazken, bir anlık değişimle üzerine gelen mermileri bile kibar bir el hareketi yaparak durdurabilen, paşa günlü isterse onlardan daha da hızlı hareket edebilen ve şüphesiz tüm dünyayı kurtarma isteği ve kabiliyetine haiz adamların; büyüklüğü ne kadar olursa olsun tüm nesneleri zihin gücü ve -belki de gözümüzde somutlaştırmak için- zarif bir el hareketi ile yerlerinden oynatabilen; kaçıncı dereceden olursa olsun her türlü yanık, kırık, çıkık, incinme, kopma, ezilme ve benzeri her türlü yaralanmalara karşı tüm hücrelerini inanılmaz bir hızla yenileyebilen; zamanı durdurup yine dünyayı kurtarmak adına saçma sapan şeyler yapma hakkını kendinde gören insanları da gördüğümde bunun sadece bir başlangıç olduğunun farkına vardım.

    Şimdi tüm bunları aklımdan geçirerek küçük odamda, ortalamanın çok altında konfigürasyona sahip kişisel bilgisayarımın başına oturup bir sigara içiyorum. Küllüğü boşaltmam gerektiğinde  sandalyemden kalkıp mutfağa kadar gidiyor, çöplüğü açarak küllüğü baş aşağı çeviriyorum ki yerçekimine karşı koyamayacaklarına adım gibi emin olduğum kül ve izmaritler tam da istediğim gibi çöplüğe dökülsün.

    Sonraki Konu: Toplumdaki Oto-Kontrol Mekanizmasının İşleyişi, Ayrıntıları (gerekirse Şeması) ve Somut Örnekleri

     
  • catiski 12:59 am on January 10, 2009 Permalink | Reply
    Tags: ahşap, film-noir, , kasvet, oda, rutubet, yalnızlık   

    Bilinmeyen Oda Karmaşası 

    Stalker Bar

    Rüyamda adeta eskitilmiş ve her yerinden kasvet fışkıran tamamen ahşaptan yapılmış rutubetli bir odadaydım. Film-noir tadındaydı  ve konusu yoktu, ve o odada olmayan biriyle şu an hatırlamadığım bir diyalog içine girmiştim, çünkü hiç konuşmamıştım. Uyandıktan sonra o ahşaptan doğma odaya doğru yol aldım, bir de kimi göreyim? hiçkimseyi, halen  odada kimse yoktu. Sonra ikinci uykumdan da uyandım ve yine o ahşap odaya doğru kendimi yürürken buldum, bu sefer farklı olacağına dair bir sezgim vardı. Herneyse odada biraz değişiklik yapılmış gibiydi ama alakası bile yoktu oda yine aynı odaydı. Üçüncü kez odaya doğru giderken bir anda kendimi frenledim, odaya gitmekten vazgeçmiştim artık. Ama bu seferde oda bana doğru geliyordu. Yaklaştı..yaklaştı..yaklaştı ve odadaki sandalyede kendimi otururken buldum, etrafıma baktım yalnızca sandalye ve ben vardık. Dördüncü kez uyandım ve artık oda sinirimi bozmaya başlamıştı. Kızgınlıkla odaya gittim ve bir anda durdum bağıracak kimse de yoktu. Beşinci uykumdan uyanmama ramak kalmışken, aslında uyumadığımı farkettim. Zaten uyanıkmışım. Şimdi o odaya bakıyorum ama odanın kendisi bile yok. Daha sonra odaya bakmadığımı da farkettim. Bunların hepsi meğer birer rüyaymış?

    Sonraki Kategori : Felsefe

    Sonraki Konu: Nedenselsizlik ve Boşluk

     
  • ignoramus 3:46 pm on January 3, 2009 Permalink | Reply
    Tags: anlamak, Beckett, komik, okuyucu, trajik, üslup,   

    Samuel Beckett 

    Her ne kadar bu konuda kendimi hiç yetkin hissetmesem de zorunlu olarak belirtmem gerekiyor ki, Beckett okurken galiba bunu demek istiyor dediğim şey ya da yazının bende yansıması, her trajedinin aynı zamanda komik de olmasının trajikliğiydi. Bu elbette üslupla ilgili bir seçim de olabilir ama sadece olayları ve kişileri anlatmak için tercih edilmiş herhangi bir yöntem olduğuna inanmıyorum. Aslında Beckket’in tam olarak ne anlatmak istediğinden ya da gerçekten bir şey anlamamızı istediğinden de emin değilim. Zaten önemi de yok. Her okuyucu ve her okuma  için birbirinden farklı Samuel Beckett’lar var.

    Samuel Beckett

    Sonraki Kategori : Sinema

    Sonraki Konu: Mulholland Çıkmazı

     
    • catiski 5:16 pm on January 3, 2009 Permalink | Reply

      Herkes için farklı anlamlar çıkarılabilir olduğu, benim anladığımın yanlış olamayacağını kanıtlayamaz, doğru şeyler söylüyor olabilirim demek istemiş olabilir misin acaba?

      Bu arada Beckett’ın “film” adında 17 (onyedi) dakikalık sessiz bi’ tane kısa filmi bulunmaktadır. 1965 yılında çekilen film zar zor çekilmiş. Acaba neden bu kadar zorlamış ki Beckett? “benimde bi’ tane filmim olsun lan” mı demiş acaba. Film kendisinden pekte uzak değil karamsarlık, yalnızlık ve kısırdöngü üzerine kurulu. Hatta izleyelim.



      ya da;

      Samuel Beckett’s Film from catiski on Vimeo.

    • rocktobre 12:52 am on January 29, 2009 Permalink | Reply

      beckett’ın ruh hali sebebiyle bu eserleri verebildiğini düşünüyorum.Ne de olsa bir sanatçı ve haliyle duyarlı.İnsanların içinde bulunduğu her türlü hal onu ilgilendirir olmuş iyi de olmuş.Godot’yu beklerken gibi bir eseri verebilen sanatçı gerçekten bir sanatçıdır.Trajik ama gerçek tarafı ise gerçekçi olmayan temellere en büyük gerçekleri oturtabilmiş olması.Onun gibi düşünenler eminim ki halen varlar ve olacaklardırda.

c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
cancel