Updates from March, 2009 Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • ignoramus 1:31 pm on March 3, 2009 Permalink | Reply
    Tags: asansör, hayat, sigara, yönetici   

    Minareden At Beni, İn Aşağı Tut Beni 

    Evden dışarı nadiren çıkıyorum. O da sigaram bittiğinde mecburen bakkala gitmek zorunda olduğumdan. Dün yine aynı amaç doğrultusunda çıktım, sigaramı aldım, apartmana girdim, asansöre binecektim ki, kapıdaki yazıya gözüm çarptı. Asansör bakım için bir iki gün kapanmıştı. Yöneticimizin konuyla ilgili yazısı aynen şöyleydi:

    “Asansördeki risk tamamen ortadan kalkmıştır.

    Güvenle kullanabilirsiniz.

    Hayat herşeydir. Hiçbir şey bir hayat değildir.”

     
  • ignoramus 8:32 pm on February 19, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , alogia, bonn, internet, sınırlı, , valde   

    Sınırlı Internet Psikolojisi 

    “Sınırlı internet psikolojisi” kavramını ilk ortaya atan kişi sanılanın aksine ünlü İtalyan gezgin ve şair Nonego Reperio değil Sir Valde Alogia‘dır. Sir Valde Alogia, Brandenburg eyaletine bağlı Ahrweiler kentinde beş çocuklu Yahudi bir ailenin üçüncü çocuğu olarak 15 Mart 1827′de dünyaya geldi.  Babası bir soğan tüccarı, annesi ise ev hanımıydı. Valde, kardeşlerine ve diğer çocuklara göre çok daha sessiz, içine kapanık ve beceriksiz bir çocuktu. Mahalle maçlarında kaleye hep o geçiyor, kaleciliği pek beceremediğinden aptalca goller yiyordu. Başarısızlık, dışlanma ve utancın üstüne bir de tüm takım arkadaşları tarafından tartaklanıyor, eve karmaşık duygular içinde, boynu bükük olarak dönüyordu. On üç (13) yaşına kadar evde ailesi (özellikle de annesi) tarafından eğitildi. O sıralar, ilerde  memur olmasını isteyen babasıyla zıtlaşıyor, şarkıcı olmak istediğini söylüyordu. Genelde akşam yemeği sırasında bağrışmalarla başlayan bu tartışmalar, babasının yemeği bitirip sakince sandalyesinden kalkarak Valde’nin ensesine okkalı bir şaplak atmasıyla son buluyordu. Bu, 14 Kasım 1840′da tüberkülozdan babasını kaybetmesine kadar  neredeyse her akşam tekrarlanan bir çeşit ayin gibi sürüp gidecekti. Aynı yıl Ahrweiler Gymasium‘una girdi. Ancak sevmediği dersleri asıyor, hiç ilgilenmiyordu. (İleriki yıllarda öğretmenleri hakkında ağır hakaretler içeren bir kitap yazmıştır.)  Oradan 18 yaşında nihayet mezun olduktan sonra şarkıcılık hayalinden çoktan vazgeçen Valde hukuk okumak için Bonn Üniversitesi‘ne kayıt oldu. Felsefesi ve bizzat hayatı üzerinde derin etkiler bırakan Larva Puto’yla da orda tanıştı. Larva Puto ölmeden önce yazdığı oto-biyografisinde açıkça Valde’yle aralarında aynı tarihte aynı okulda öğrenim görmenin haricinde bir ilişki olmadığını söylese de Valde tüm fikirlerinin esin kaynağı olarak Larva Puto’yu göstermiştir. Bu dönemde Valde bir çok şiir ve hayat üzerine deneme kaleme aldı. “Aşkın Birimi Nedir?”, “Bana Duracak Bir Yer Verin”, “Tüm Bakışlar Yakalanmalı: Ölü ya da Diri!”, “100 Soruda Seks”, “Gereksiz Bayramlar”, “Kablosuz Ağ”, “Büyükbaş Hayvancılık ve Nano Teknoloji” gibi eserleri bize kazandıran Sir Valde Alogia, 20 Şubat 1858′de Paris’teki evinden ekmek almak için çıktı ve bir daha da geri dönmedi.

    Sonraki: Ailenin Önemi

    Yasak: toplum, evlilik, akraba

    Zorunlu: poligami, röle, sapan

     
    • Kitap 12:46 am on February 14, 2010 Permalink | Reply

      Tasarim ve icerik olarak basarili bir site, tebrikler.

  • catiski 5:27 am on February 2, 2009 Permalink | Reply
    Tags: absurdism, absürdist, absurdistan, absürteç, absurtism, anlamsız, , manasız, saçmacılık, , sebepsiz, tutarsız, usaaykırı   

    Absürt bir “izm” olarak Absürdizm 

    Alber KamüAbsürdizm, varoluşçuluk ile kısmen ilişkili olup, bununla karıştırılmaması gereken felsefi bir akımdır. Temel olarak insan aklının evrenin işleyişini kavramaya çalışmasının manasızlığı üzerine kurulmuştur. İnsan manasız bulduğu evreni kavramaya gayret ettikçe, kâinat onun için daha da usa aykırı bir biçime bürünmeye devam edecek, gittikçe daha da absürt bir hâl alacak ve bunun neticisinde de -kişi- boşluğa sürüklenecektir.

    Albert Camus (alber kamü) bu akımın en son şeklini almasını sağlamış bir edebiyatçıdır. Yabancı (l’étranger) ve Sisyphos Efsanesi (Le Mythe de Sisyphe, (Sisifos Söyleni)) eserleri ile toplumsal yaşamın manasızlığı ve asıl önemli olanın kişinin içgüdüsü ve yalnızlığı olduğuna dem vurmuştur.

    Her şeyin birbiriyle ilintili olduğu bir evrende (kelebek etkisi); ekonomi krizin yaşandığı bir dünyada faiz oranlarının tavan yapması, iletişimin telgraftan başlayıp günümüzde internete taşınması, insanoğlunun sürekli geliştiğini düşünerek şu an bile olsa gerçek aydınlanmış insandan ne kadar fazla uzak olduğu, herkesin bu aydınlanmayı yaşamasının asla gerçekleşmeyeceğini bilmek, umutsuzluk, karamsarlık, ülkelerin sınırlarının olması, yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için çalışmak zorunda olmak, askere gitmek, işyerinde terfi almak, sakal tıraşı olmak, maça gitmek vs. gibi tüm toplumsal gelişimin getirdiklerine yabancı olmak ve yabancı kalmanın getirisidir Absürdizm.

    Yaşam halihazırda duran manasız bir şey değildir elbet, onun size ne şekilde yansıtıldığı ve sizin bundan yaptığınız çıkarım onu manasız kılar. Ve manası yoksa eğer, orada tarafınızdan ne olduğunu belirlemenizi bekleyen ve tamamen sizin eseriniz olacak bir şey vardır. İşte bunu kendi çıkarlarınıza kullanmak ya da kullanmamak sizin seçiminizdir. Bu size dayatılmış olanı kabul etmenizden daha olumlu bir şey değil midir? Asıl çekindiğimiz bu sorumluluğu ağır bir yük olarak görmek midir acaba? Ya da kimbilir belki de gerçekten bir insan için çok ağır bir yüktür.

    Sonraki Konu İçeriği: Distimi

    Mecbur Kılınan Sözcükler: troleybüs, tank, oksit

    Men Edilmiş Sözcükler: depresyon, depresif, kişilik

     
    • catiski 5:30 am on February 2, 2009 Permalink | Reply

      Trafik kazasında yaşamını yitiren ve zamanında bir futbolcu olan Albert Camus’den futbol yorumlarını izliyoruz.

  • eXecution 1:14 am on January 14, 2009 Permalink | Reply
    Tags: boşluk, hüzün, kültür, melankol, nedenselsizlik, sıkışma, yozlaşma   

    Nedenselsizlik ve Boşluk 

    Nedenselsizlik ve boşluk insanın zaman zaman kendisini içinde bulduğu ve sonrasında büyük ihtimalle melankoli ve hüzne bağladığı duygu yoğunluklarıdır. Fakat insan sosyal bir varlıktır ve bir toplumda yaşar. Bu kaçınılmaz bir gerçektir. İşte bizim konumuz da bence bu gerçek üzerinde olmalıdır. İnsanların düştüğü bu boşluk gerek siyasi gerek sanatsal gerekse psikolojik açıdan toplulukların, toplumun ve hatta tüm dünyanın kendisini içinde bulduğu bir buhran anıdır. Bu sıkışma anlarında kendisini özel hissetmek ve boşluk hissini kapatmak için insan beyni küçük oyunlar oynamaya başlar. Bunların en kolaylarından biri de kuşkusuz hüzündür. Hüznün sonunda isyan doğar isyanın sonunda da yandaşlar türer. Boşluk hissi hüznün sonunda birçok kişiyle dolduğu bu anlarda bu hissin haz anıdır. Toplumların zaman zaman bu yanılgıya düştüğünü bir kültür boşluğu oluştuğunu en iyi müzik tarihinde görebiliriz. “Rap”in doğuşundan “Arabesk” in doğuşuna kadar önemli kesme noktaları kapsar. Kendisini değersiz ve boşlukta hisseden bir kişi veya kişilerin hüzne ve sonrasındaki isyana yenilip çıkardıkları ve sanat dalları içinde en hızlı etkiyi yaratan müziğin diğer yandaşları ile beraber büyümesi bu kültürleri günümüze kadar getirmiştir. Müzik sanatı içinde var olmaları yer tutmaları zaman zaman isimlerinden bahsettirmeleri yalnızca popüler kültür ürünüdür. Peki bu yanılgı bir kültür değil midir ? Hayır değildir. Çünkü bu var olan kültürün boşluğundaki bir yozlaşma anının resmi belgesidir. Yolu o yozlaşmaya düşen insanların da günümüze kadar takibi ile benim cümlelerime kadar gelmiştir.

    Sonraki kategori : Bağımsız

    Sonraki konu : Sıradan hissetmek

     
  • catiski 7:11 pm on January 5, 2009 Permalink | Reply
    Tags: dekart, descartes, filozof, mathesis, rene, röne, universalis, yüzyıl   

    René Descartes ve Kesin Bilgiye Ulaşmak 

    Size geçmişteki bilgiye ulaşma yöntemlerini maddeler halinde sıraladıktan sonra, bu tekniklerin Descartes ile olan bağlantılarını günümüz dünyasına uyarlayarak, artık herkesin bilgiye ulaşmak için çektiği sıkıntıların neredeyse tamamına çare bulacağımı, artık dünyanın daha yaşanılabilir bir yer olacağını söylemek isterdim. Lakin bu paragraf, yalnızca yazacağım asıl yazının ilham kaynağı ve aynı zamanda konu hakkındaki bilgisizliğim yüzünden zaman kazanmaya çalıştığımın canlı örneği.

    Belki de Google’a “Bilgiye Ulaşma Yöntemleri” yazarak bu sayfaya geldiniz. Herhangi birinin “Doğru Bilgiye Ulaşma Yöntemleri” yazacağını düşünmüyorum. Nedeni çok açık. “Kime göre? Neye göre?” zırvalarından bahsetmeyeceğim bile. Her neyse, Descartes bunu 17. yüzyılda görmüş. Matematiğin kesinliğine inanmış ve bu kesinliği felsefeye uyarlamayı ilk şu şekilde denemiş; “Kesin olan bir şey var. Bir şeyin doğruluğundan şüphe etmek. Şüphe etmek düşünmektir. Düşünmekse var olmaktır. Öyleyse var olduğum şüphesizdir. Düşünüyorum, o halde varım. İlk bilgim bu sağlam bilgidir. Şimdi bütün öteki bilgileri bu bilgiden çıkarabilirim.” Ayrıca, Evrensel Matematik (Mathesis Universalis)’i kurarak bunu tüm bilgi dallarına yaymak bile istemiş.

    Sonraki Kategori : Sinema

    Sonraki Konu: Perfekte menneske, Det (The Perfect Human) Kritik

     
    • eXecution 10:53 pm on January 5, 2009 Permalink | Reply

      17.Yy’da Descartes bilgiye ulaşmanın kendince yöntemini ararken aklının içinde var olan tüm bilgilerin doğru ve yanlışlardan var olduğunu düşünmüş ve yanlışları bulup çıkarmanın mümkün olmayacağını farketmiştir. Onu yanlışlara sürekli olarak sürükleyen kötü bir “cin” tasarlayan Descartes hiç bir bilginin doğruluğundan emin olmamaya başlamıştır. Aklını sağlam ve çürük elmalarla dolu bir sepete benzeten Descartes çürük elmaların diğer tüm sağlam elmalarıda bozması endişesi ile tüm elmaları sepetten dökerek herşeyi en baştan öğreniyormuşçasına davranmaya başlamıştır. Bu yüzden varlığını hiçe saymış ve “cin” in onu yeni bilgiler karşısında kandırması endişesi ile herşeyden şüphe etmeye başlamıştır. Bilgiye bu şekilde ulaşma yöntemine “tümdengelim” yöntemi denir.Sonraları 18.yy’da John Lock ın “Tabula Rasa” kavramıyla “tümevarım” yöntemini kabullenecektir dünya. Descartes’ın “Şüphe etmeyeceğim tek şey şüphedir.” Söyleminden sonra bu söyleminde kavramın kendi içinde şüphe edilmesi gerçeği ile başka kaynak ve kişiler tarafından çürütülmeye çalışılmıştır.

  • ignoramus 12:08 am on January 2, 2009 Permalink | Reply
    Tags: doğru, erdem, erdemli, götürü, , imkansız, , mutlak, ümitsiz,   

    Erdemliyim, Erdemlisin, Erdemliyiz. 

    İyiyi, doğruyu, güzeli seçip yaptığını sanmak “erdem”dir. Erdem sadece bir yanılgıdır;
    çünkü hiçkimse iyi, doğru ve güzel bişey yapamaz.
    Çünkü felsefede mutlak iyi, mutlak doğru ve mutlak güzelin olmadığı aşikardır.
    Çünkü fiziksel yakınlıktan dolayı mensubu olduğunuz topluluğa, kendi seçimleriniz ve iradeniz dışında yaşadığınız zamana, idelojiye, dine hatta daha da ayrıntıya inersek her kişiye göre değişen sayısız “doğru”lar, “iyi”ler ve “güzel”ler vardır.
    Kaldı ki imkansız olsa da “iyi”yi bildiğimizi varsaysak bile, ona göre düşünüp yaptığımız eylemlerin sonuçlarının “iyi” olacağını bilmek ilk imkansızlığı üçe, bine, beş yüz bine katlayacak kadar devasa bir imkansızlıktır.
    Tüm bu nedenlerle erdemli (!?) olmanın kişiye getirisi, toplumda kabul görmektir.
    Götürüsü ise toplumda kabul görmektir. Daha “kötü”sünü düşünemiyorum.

    Sonraki Kategori : Psikoloji
    Sonraki Konu : Aşk

     
    • catiski 12:19 am on January 2, 2009 Permalink | Reply

      “ne yani, şimdi hepimiz erdemsiz miyiz?” dememek elde değil.

c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
cancel