Updates from February, 2009 Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • ignoramus 8:32 pm on February 19, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , alogia, bonn, internet, sınırlı, , valde   

    Sınırlı Internet Psikolojisi 

    “Sınırlı internet psikolojisi” kavramını ilk ortaya atan kişi sanılanın aksine ünlü İtalyan gezgin ve şair Nonego Reperio değil Sir Valde Alogia‘dır. Sir Valde Alogia, Brandenburg eyaletine bağlı Ahrweiler kentinde beş çocuklu Yahudi bir ailenin üçüncü çocuğu olarak 15 Mart 1827′de dünyaya geldi.  Babası bir soğan tüccarı, annesi ise ev hanımıydı. Valde, kardeşlerine ve diğer çocuklara göre çok daha sessiz, içine kapanık ve beceriksiz bir çocuktu. Mahalle maçlarında kaleye hep o geçiyor, kaleciliği pek beceremediğinden aptalca goller yiyordu. Başarısızlık, dışlanma ve utancın üstüne bir de tüm takım arkadaşları tarafından tartaklanıyor, eve karmaşık duygular içinde, boynu bükük olarak dönüyordu. On üç (13) yaşına kadar evde ailesi (özellikle de annesi) tarafından eğitildi. O sıralar, ilerde  memur olmasını isteyen babasıyla zıtlaşıyor, şarkıcı olmak istediğini söylüyordu. Genelde akşam yemeği sırasında bağrışmalarla başlayan bu tartışmalar, babasının yemeği bitirip sakince sandalyesinden kalkarak Valde’nin ensesine okkalı bir şaplak atmasıyla son buluyordu. Bu, 14 Kasım 1840′da tüberkülozdan babasını kaybetmesine kadar  neredeyse her akşam tekrarlanan bir çeşit ayin gibi sürüp gidecekti. Aynı yıl Ahrweiler Gymasium‘una girdi. Ancak sevmediği dersleri asıyor, hiç ilgilenmiyordu. (İleriki yıllarda öğretmenleri hakkında ağır hakaretler içeren bir kitap yazmıştır.)  Oradan 18 yaşında nihayet mezun olduktan sonra şarkıcılık hayalinden çoktan vazgeçen Valde hukuk okumak için Bonn Üniversitesi‘ne kayıt oldu. Felsefesi ve bizzat hayatı üzerinde derin etkiler bırakan Larva Puto’yla da orda tanıştı. Larva Puto ölmeden önce yazdığı oto-biyografisinde açıkça Valde’yle aralarında aynı tarihte aynı okulda öğrenim görmenin haricinde bir ilişki olmadığını söylese de Valde tüm fikirlerinin esin kaynağı olarak Larva Puto’yu göstermiştir. Bu dönemde Valde bir çok şiir ve hayat üzerine deneme kaleme aldı. “Aşkın Birimi Nedir?”, “Bana Duracak Bir Yer Verin”, “Tüm Bakışlar Yakalanmalı: Ölü ya da Diri!”, “100 Soruda Seks”, “Gereksiz Bayramlar”, “Kablosuz Ağ”, “Büyükbaş Hayvancılık ve Nano Teknoloji” gibi eserleri bize kazandıran Sir Valde Alogia, 20 Şubat 1858′de Paris’teki evinden ekmek almak için çıktı ve bir daha da geri dönmedi.

    Sonraki: Ailenin Önemi

    Yasak: toplum, evlilik, akraba

    Zorunlu: poligami, röle, sapan

     
    • Kitap 12:46 am on February 14, 2010 Permalink | Reply

      Tasarim ve icerik olarak basarili bir site, tebrikler.

  • ignoramus 10:31 pm on February 4, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , huzur, kusursuzculuk, kusursuzluk, mükemmelliyetçi, mükemmelliyetçilik, obsesif, obsesyon, rasyonel, saplantı, simetri, takıntı   

    Rasyonel İnsan Saçmalar 

    Ekonomi biliminin(!) öne sürdüğü tüm teoriler “rasyonel insan” varsayımına dayanır. Rasyonel insan, tüm eylemlerinde faydasını maksimize etme çaba ve isteği içinde olan mantığın ve aklın bir adım dahi dışına çıkmayan odun gibi bir insandır. Neyse ki pratikte hiçbir zaman var olmamıştır. Varlarsa ekonomi diye bir şeyin olmadığını, ekonomi diye bir şey varsa var olmadıklarını varsayabileceğimiz bir çok insanın takıntı ya da saplantı denilen saçma, abartılı, gereksiz ve çoğu zaman zararlı olduklarını bilmelerine rağmen yapmaya devam ettikleri davranışlar, kafalarından atamadıkları düşüncüler olabilir.

    Aslında az ya da çok herkesin belli durumlarda mantıksız olsa da bile-isteye yaparak bir çeşit  oyuna  dönüştürdüğü takıntıları var. Ama psikoloji bu türden küçük alışkanlıkları değil kişiye ve çevresine zarar verecek kadar ilerlemiş olanlara takıntı hatta “obsesyon” demekte. Bunlar; kendisinden başka herkes ve herşeyin kirli ve hastalıklı olduğunu düşünerek fiziksel temastan kaçınma ve sürekli temizlenme ihtiyacı hissetme gibi aşırı kibirli, aşağılayıcı takıntılar olduğu gibi hiçbirşeyden tam olarak emin olamadığından tekrar tekrar kontrol etme ihtiyacı hissetme şeklinde olan aşırı kuşkucu ve güvensiz  takıntı türleri de olabiliyor.

    İlginç olan psikiyatristlerin bu tür takıntıların ve daha bir çok psikolojik rahatsızlığın asıl nedeninin biyolojik olduğunu söylemesi. Kişiliğin ya da çevrenin etkilerini yadsımıyorlar ama  asıl nedenin beyninde isimlerini ya da konumlarını  söylesem de hiç bir anlamı olmayan iki yer arasındaki aşırı iletişimden kaynaklandığını son yapılan araştırmalar göstermiş.  Bu tam olarak ne demek oluyor bilmiyorum ama beyindeki bu garip farklılığa neden olan ne o zaman diye sormaktan da kendimi alamıyorum. Mükemmeliyetçi biri ne oluyor da birden etfarında simetrik olmayan herşeyden huzursuz olmaya başlıyor? Yediği bir şey mi dokunuyor, kafasını bir yere mi çarpıyor?

    Sonraki Yazının Konusu: Gize Piramitlerinin Büyük Sırrı

    Kullanılacak Kelimeler: şeytan, komplo, döngü

    Kullanılmayacak Kelimeler: gerçek, teori, kaynak


     
  • ignoramus 12:31 am on February 3, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , bunalım, deli, depresif, depresyon, distimi, foucalt, fuko, , hastalık, illet, kronik, psikolojik, ruhsal, süreğen, tank, troleybüs, yabancılaşma   

    Ben Bir Distimiyim Gülhane Parkında, Ne Sen Bunun Farkındasın Ne De Psikologlar Farkında 

    Distimi nedir, yazıya başlamadan az önce öğrendim. Biri  ”Distimi, oksitlenerek hurdaya çıkan tank zırhlarıyla yapılan bir çeşit troleybüstür” deseydi, biraz kuşkulansam da inanabilirdim. Cahillik ne kötü. Neyse ki Google var ve toplum bilmemenin değil öğrenmemenin ayıp olduğu konusunda hemfikir.. Distimi psikolojik bir rahatsızlık. Bu yönüyle zaten yeteri kadar ilgi çekici. Nerde hem psikolojik hem de rahatsız birşey görsem hemen ilgilenerim demek de istemiyorum aslında ama nedense öyle bir hava da oluştu; demiş bile oldum bir bakıma.

    Öğrendiğim kadarıyla distimi -kısaca- süreğen (“kronik” in Türkçesiymiş, hiç de fena değilmiş aynı zamanda ) bir bunalım hali. Ancak bu, distimi hastalarının sürekli kasvet, keder,  melankoli ve gözyaşları içinde olduğu anlamına gelmiyor. Bilakis bu öyle bir illetmiş ki, öyle açık oynayarak kendini belli etmeyen, üstüne çöktüğü kişinin tüm hayatına, bakışlarına, duruşuna, oturuşuna sirayet eden, şahsiyetiyle bütünleşen, dışarıdan bakıldığında asla farkedilmeyecek biçimlerde ve beklenmedik zamanlarda kırgınlık, sitem, özlem, dışlanmışlık, yabancılaşma gibi kılıklara bürünerek ortaya çıkıveren sinsi, hain, garip bir belaymış. Tüm bunlardandır ki, pençesine düşen zavallı insanlar, kendi hallerinin sefaletinden bi’ haber olduklarından mı yaşamlarını esir alıp mutluluğa, kaygısızca kahkahalar atıp sevinçle dolup taşmalarına engel olan bu mikrobu kendi şahsiyetlerinin vazgeçilmez unsuru olarak gördüklerinden midir bilinmez, haklı olarak tedavi talebinde de bulun(a)mazlarmış.

    Aslında distimi deyip durduğum bu insan hal ve davranışlardan oluşan bütünün de psikolojik bir hastalık mı yoksa bir tür şahsiyet meselesi mi olduğu konusunda gerek pozitif bilim çevresinde gerek diğer ismini sayamadığım önemsiz gruplarda ciddi kuşkular var. Edindiğim yüzeysel bilgiler doğrultusunda ben şahsiyet yönünün ağır bastığını düşünüyorum.

    Toplumun geneline uymayan, çoğunluğun zevk aldığı durum ve ortamlardan zevk alamayan, olaylara ve insanlara diğerlerinden farklı bakan ve farklı tepkiler verenlere psikolojik olarak ya da her ne haltsa “hasta” gözüyle bakmak sağlıklı mı bilmiyorum. Bu konuda ayrıntılı bilgi sayın Michel Foucault‘nun “Deliliğin Tarihi” adlı eserinde mevcut.

    Sonraki Konu: Paylaşmak (Paylaşım Çeşitleri, Paylaşımın Taraflara Etkileri, Yararları, Zararları)

    İşbu Kelimeler Kullanılacak: sevgi, çıkar, terlik

    Hiç bu Kelimeler Kullanılmayacak: bilgi, deneyim, eylem

     
  • ignoramus 3:21 pm on January 28, 2009 Permalink | Reply
    Tags: alışkanlık, , cevap, dil, hacı naber, hal, hatır, iyi misin, naaptın, naber, nasıl gidiyo, nasılsın, nassın, retorik, , tik   

    Anlamsız Dil Alışkanlıkları – Retorik Sorular 

    Çalışmak, müzik dinlemek, dolaşmak, durmak, film izlemek ya da bunun gibi herhangi bir vakit geçirme yöntemi ile meşgulken, yaşamı katlanılabilir kılan bir uğraş bulmuş ve yapıyorken birinin karşınıza çıkıp  “Nasılsın?” diye sorması aslında size yapılacak en büyük saygısızlıktan biridir. En masum haliyle bile, bulunduğunuz ruh hali ne olursa olsun size durup kendinizi yoklamayı dikte etmek, sorgulamaya zorlamaktır. Ne kadar sıklıkla bu soruyla karşılaştığımızı  da düşünürsek bizi sürekli kendimizin, yaptıklarımızın farkında olarak bitmez tükenmez bir buhrana sürüklemek de ne demek olmaktadır? Bizi böyle bir felakate sürüklemekteki amaç nedir? Kimlerin halimizi-hatırımızı sorduğunu düşünürsek; örneğin bakkalın buna ne hakkı olabilir?

    Duyguları isimlendirmeden, dile getirmeden ve buna ihtiyaç  da duymadan yaşarız. Sevinçliyken, kendi kendimize -içimizden bile olsa- “şu an sevinçliyim, evet sevinçliyim, seviniyorum, ne güzel seviniyorum” diyemeyiz. Belki de sevinçli olabilmenın en önemli şartlarından biridir bu.  Sevinçliyizdir; ta ki birinin çıkıp “nasılsın” diye sorarak sevincimizi yok etmesine kadar. Sevinçli olmanın farkında olarak sevinmek olsa olsa buruk bir sevinç olacaktır. Gülüyorsak gülüşümüz donup kalacaktır.

    Kullana kullana anlamsız, içi boş bir hale gelen “nasılsın”, aslında bir soru bile değildir. Sorusu da cevapları da gereksiz bir alışkanlık, dilsel bir tiktir.

    “Nasılsın?”

    Gerçekten de nasılım ki acaba? Ne yapıyorum? Niye gülüyorum? Nasıl gülüyorum? İşte böyle  gülüyorum.

    Sonraki Konu:  Murphy Kanunlarıyla Hammurabi Kanunlarının Karşılaştırılması

    Kullanılacak Kelimeler: ironik, gergin, toplantı

    Kullanılmayacak Kelimeler: eski, an, geçmiş

     
  • catiski 12:46 am on January 26, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , bollywood, buruk, hakir, hobi, mermer, nato, öldürgeç, örümcek, sevinç, süre, vakit, vakit boğma, vakit öldürme, vakti öldürme, , zaman geçirme, zamana zülmetme, zamanı harcama, zamanı öldürme   

    Zaman Öldürgeçlere Bakış 

    bollywoodYalnızca Bollywood’da yılda yaklaşık 1000 (bin) sinema filmi çekildiğini duymuş olduğum gün, yeryüzündeki tüm filmleri asla izleyemeyecek olmamla yüzleştiğim gündü. Ama bi’ yandan da “o filmlerin kaçı izlenmeye değer ki?” diyerek buruk bir sevinç yaşamıştım. Boş vakitleri öldürürcesine geçirmenin ya da boş vakitleri nitelikli bir biçimde geçirmenin herkes için farklı olduğunu biliyor ve buna rağmen  zaman zaman başkalarının zaman öldürme yöntemlerini onaylamıyoruz hatta hakarate varacak boyutta “salak” bile diyebiliyoruz. Peki bu farklılıkları bildiğimiz halde neden sanki hiç bilmiyormuşcasına, sanki örümcek beyinliymişizcesine, sanki at gözlüklerimizi takarmışcasına ve hatta sanki nato kafa nato mermermişizcesine bunlara engel olmuyoruz? Suça ortak oluyorum lakin ben kontrol edebiliyorum, ama siz neden? Diğerinin zekasını hakir görmenin otomatik olarak sizi yücelttiğini düşünmek gibi abuk-subuk   trajik ve hatta acınası bir neden olabilir mi acaba? Kime diyorum sence? Çok farklı olduğunu düşünmeden önce, bi’ düşün bence.

    Sonraki Kategori : Bağımsız

    Sonraki Konu: Windows Media Player’ın akla, mantığa, zihne ve fenne dayanmayan visualization (görsel ritim) çevirileri

    Zorla Kullanılacak Kelimeler: ritim, görsel, ingilizce

    Kullanılması İmkansız Kelimeler: bilmiyorum, müzik, tercüme

     
  • ignoramus 8:21 pm on January 25, 2009 Permalink | Reply
    Tags: alkol, alkol duvarını aşmak, alkolik, asit alkol, ayyaş, bağımlı, çakır, çakırkeyf, duble, esrik, etil alkol, içki, içki psikozu, içki sefası, içkili, kafaları çekmek, kafayı çekmek, mest, metil alkol, sarhoş, serdengeçmek, serhoş, sermest   

    Alkol Neye Hizmet Eder? 

    alkol

    Sarhoş olunca yaptıklarımız ya da söylediklerimiz, alkolün vücutta yarattığı etki sonucu düşünme ve duyu yetilerinin yavaşlaması ve körelmesiyle çevreyi farklı algılayarak verdiğimiz anlık tepkiler mi yoksa aslında her zaman -ayıkken de- yapıp söylemeyi düşündüğümüz ya da istediğimiz şeylere engel olan herneyse alkolün onu da zayıflatması sonucu ortaya çıkma şansı bulanlar mı bilemiyorum. Birileri, hangisinin gerçek olduğuna, Biyoloji, Kimya ve Psikloji bilimlerine dayanır, tumturaklı bi’ açıklama yapmış mı yapacak mı onu da bilmiyorum, hiç araştırmadım. Ama sonuçta neyin sonucu olursa olsun, çoğu insan sarhoşken normal olmayan davranışlarda bulunur. Hatta bazıları bunun gayet farkında olduğundan sırf bu yüzden içebilir. Örneğin ayık kafayla hoşlandığı insana duyduğu sevgiyi ifade edemeyen birinin, bi’ de iki bira içtikten sonra denemesi gibi.. Ayyaşlar da belki salt bir eylem için değil de ayıkken “yaşa(ya)m”ayacaklarını düşündüklerinden sürekli içmektedir. Sarhoş olan insan rahatlar, mantıksal, sosyal ve kişinin bire bir kendisine uyguladığı baskıların etkileri azaldığından tanımadığı insanlarla konuşabilir, sokağa işer, haykırır, uyumak için çok rahat bi’ yere ihtiyaç duymadığının farkına varır, sakarlaşır, kusar vs..

    Sonraki Konu: Vakit Geçirme Yöntemleri

    Kullanılması Zorunlu Kelimeler: Salak, Boş, Nitelikli

    Kullanılması Tehikeli ve Yasak Kelimeler: Yanlış, Değerli, Sürekli

     
  • ignoramus 8:21 pm on January 23, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , gerçek, ihanet, , politika, yalan,   

    Sevgi Çemberi 

    Sevgi Çemberi

    Herkesin tüm eylem ve söylemlerinde samimi olduğu, sahte en ufak bir mimiğin bile olmadığı bir dünyada yaşasaydık ne olurdu? Gereksiz nezaket, korku, çekinme çıkar kaygıları olmadan, tam da ne düşünüyorsak onu, direk söyleyiverseydik..  Sanırım insanlar kabul etmemekte direndikleri kendilerince “acı” bir dolu gerçeğe bire bir tanık oldukları için kolayca inananırlardı. Tüm yalanlar, kumpaslar, entrikalar, suçlar, sırlar üzerine kurulu modern toplumumuz ve kurumları yok olacağından bir çok insanın hayatlarının “anlamı” da kalmaz ve toplu bir bunalım  ve kaos dönemine girilirdi. Reklamcılık, pazarlama, ticaret, politika, din, ahlak, aşk, ihanet ve ezoterik herşey yok olurdu.

    “Farbikamızda -inanılmaz ama- günlüğüne 1 dolar vererek çalıştırdığımız çoğu çocuk sefil işçilerimizin ürettiği, maliyeti fiyatının neredeyse 10′da 1′i kadar olan ve muhtemelen 2 ay sonra kullanılmaz hale gelecek bu ayakkabıyı satın almak istemez misiniz?”

    “Ne istediğiniz, hayatlarınızın nasıl daha iyi hale geleceği ne benim ne de partideki diğer arkadaşlarımın zerre kadar umurunda değil. Bize oy verin.”

    “Ha ha ha. Tabii ki Hadise senden daha güzel, sevgilim. Ufak da olsa onunla beraber olma şansım olsaydı seninle bir dakikamı bile harcamazdım.”

    Sonraki Konu: mIRC’ten Msn’e Chat Alışkanlığının Değişimi, Etkileri

    Kullanılması Zorunlu Kelimeler: muaf, duyarlı, sevecen.

    Kullanılması Yasak Kelimeler: iletişim, istek, yalnız

     
  • eXecution 12:38 am on January 15, 2009 Permalink | Reply
    Tags: donald, fikir, gençturkcell, hizmetçi, karşıt, lenin, mc, rejim, sempatizan, sosyalist   

    Burjuvazi ve Rahatlık 

    “Hiç olur mu öyle şey ikimiz de insanız ve eşitiz” dedi arkadaşım kurstan o akşam çıkarken. Kolumuzda büyük ve siyah resim dosyalarını rüzgardan korumaya çalışırken, diğer bir arkadaşımın “Hizmetçi tutacağım bunları taşıtmak için” espirisi üzerine. Sosyalist rejimler sempatizanı olduğunu en küçük fırsatta bile ortaya koyan bir insandı kendisi ve bunu duyduğumuza hiç birimiz şaşırmadık. Karnımız açtı ve yemek yememiz gerekiyordu. Yakınlardaki Mc Donald’s a gitmemizi öneren bay Lenin’in karnındaki boşluk biraz önce hissettiği siyasi boşluktan daha baskın çıkmıştı anlaşılan. Kararı çok sevmemiştik aslında ama karşı da çıkmadık. Karşıt bir fikir çıkmadığında arkadaş ortamlarında hep ilk söylenen fikir sadece söyleyeni eğlendiriyorsa bile harfiyen uygulanır. “Mc”e girdiğimizde kendi içimizden hangi menüyü yiyeceğimize karar vermiştik. Ama yine de karasızlık da devam ediyordu bi’ yandan. Sipariş vermek için takribi 15 kişi bekledikten sonra sıra tam bize geldiğinde Bay Lenin aç ve heyecanlıydı. Elindeki Gençturkcell kuponunu göstererek siparişini vereceği anda biraz sonra müdürünü çağırtacağı kasa elemanının gözlerine bakıyordu. Kasiyer kasada teknik bir sorun çıktığını ve siparişin verilemeyeceğini açıklamaya çalışırken bay Lenin sinirli ve aç gözlerini berelterek “bu ne biçim işletme” diye haykırışlar içinde müdür çağırttı. Sosyalist sempatizan Lenin “Mc” kuyruğunda fikirlerimizin sadece söylemde kaldığını ve aslında onun beklediği sahteliğine tüm benliği ile inandığı hoşgörü ve sahte güler yüz olduğunu en son müdüre “kasanın kapalı olduğunu söylemeninde bir adabı vardır” cümlelerinden anlayacaktık. Aç kalmıştık ama sonrasında masamıza gelen elmalı tatlılar ile müdürün masamıza gelip bize gülümesemesi tamamen bizi tatmin etmişti.

    Sonraki Konu :Toplumsal cinsiyet, kadın erkek eşitliği, eşitsizliği veya her ikisi de.

     
  • ignoramus 4:27 pm on January 14, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , , , kül, külkedisi, matrix, parmak çocuk, sıradan, sylar   

    Sıradan Hissetmek 

    Aşağı yukarı işaret parmağım büyüklüğünde bir çocuğun, asıl mesleği terzilik olmasına rağmen akla hayale sığmayacak maceralar yaşadığı; elindeki “sihirli” değnekle balkabağını faytona, fareleri atlara, kertenkeleleri uşaklara çevirmeye muktedir perilerin fink attığı hikayelerle başladı belki de bilemiyorum. Sonra, çoğumuzun başına gelse kabus olacak bir örümceğin ısırmasının ardından örümcek-insan çiftleşmesinin ürünüymüşçesine bileğinden ağlar fışkırtarak binaların arasında ordan oraya kolayca ve kıvrak hareketlerle uçuveren; kalın çerçeveli gözlüğü ve paravan gazetecilik mesleğinin ardında ordan oraya örümcek ağlarına bile ihtiyaç duymadan uçuarak son derece sıkıcı fizik kurallarına meydan okuyan ve kötülere haddini bir daha unutamayacakları bir şekilde bildiren adamları izleyerek devam etti tabii.

    Kendisi bile salaş hayatının değişebileceğine inanmazken, bir anlık değişimle üzerine gelen mermileri bile kibar bir el hareketi yaparak durdurabilen, paşa günlü isterse onlardan daha da hızlı hareket edebilen ve şüphesiz tüm dünyayı kurtarma isteği ve kabiliyetine haiz adamların; büyüklüğü ne kadar olursa olsun tüm nesneleri zihin gücü ve -belki de gözümüzde somutlaştırmak için- zarif bir el hareketi ile yerlerinden oynatabilen; kaçıncı dereceden olursa olsun her türlü yanık, kırık, çıkık, incinme, kopma, ezilme ve benzeri her türlü yaralanmalara karşı tüm hücrelerini inanılmaz bir hızla yenileyebilen; zamanı durdurup yine dünyayı kurtarmak adına saçma sapan şeyler yapma hakkını kendinde gören insanları da gördüğümde bunun sadece bir başlangıç olduğunun farkına vardım.

    Şimdi tüm bunları aklımdan geçirerek küçük odamda, ortalamanın çok altında konfigürasyona sahip kişisel bilgisayarımın başına oturup bir sigara içiyorum. Küllüğü boşaltmam gerektiğinde  sandalyemden kalkıp mutfağa kadar gidiyor, çöplüğü açarak küllüğü baş aşağı çeviriyorum ki yerçekimine karşı koyamayacaklarına adım gibi emin olduğum kül ve izmaritler tam da istediğim gibi çöplüğe dökülsün.

    Sonraki Konu: Toplumdaki Oto-Kontrol Mekanizmasının İşleyişi, Ayrıntıları (gerekirse Şeması) ve Somut Örnekleri

     
  • catiski 12:59 am on January 10, 2009 Permalink | Reply
    Tags: ahşap, film-noir, , kasvet, oda, rutubet, yalnızlık   

    Bilinmeyen Oda Karmaşası 

    Stalker Bar

    Rüyamda adeta eskitilmiş ve her yerinden kasvet fışkıran tamamen ahşaptan yapılmış rutubetli bir odadaydım. Film-noir tadındaydı  ve konusu yoktu, ve o odada olmayan biriyle şu an hatırlamadığım bir diyalog içine girmiştim, çünkü hiç konuşmamıştım. Uyandıktan sonra o ahşaptan doğma odaya doğru yol aldım, bir de kimi göreyim? hiçkimseyi, halen  odada kimse yoktu. Sonra ikinci uykumdan da uyandım ve yine o ahşap odaya doğru kendimi yürürken buldum, bu sefer farklı olacağına dair bir sezgim vardı. Herneyse odada biraz değişiklik yapılmış gibiydi ama alakası bile yoktu oda yine aynı odaydı. Üçüncü kez odaya doğru giderken bir anda kendimi frenledim, odaya gitmekten vazgeçmiştim artık. Ama bu seferde oda bana doğru geliyordu. Yaklaştı..yaklaştı..yaklaştı ve odadaki sandalyede kendimi otururken buldum, etrafıma baktım yalnızca sandalye ve ben vardık. Dördüncü kez uyandım ve artık oda sinirimi bozmaya başlamıştı. Kızgınlıkla odaya gittim ve bir anda durdum bağıracak kimse de yoktu. Beşinci uykumdan uyanmama ramak kalmışken, aslında uyumadığımı farkettim. Zaten uyanıkmışım. Şimdi o odaya bakıyorum ama odanın kendisi bile yok. Daha sonra odaya bakmadığımı da farkettim. Bunların hepsi meğer birer rüyaymış?

    Sonraki Kategori : Felsefe

    Sonraki Konu: Nedenselsizlik ve Boşluk

     
c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
cancel