Updates from March, 2009 Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • ignoramus 6:42 pm on March 22, 2009 Permalink | Reply
    Tags: bir, her, hiç, şey   

    hiçbirşey yazmak istemiyorum.

     
    • catiski 9:11 pm on March 22, 2009 Permalink | Reply

      “hiçbir şey” olarak yazılır desem alınmazsın umarım.

    • ignoramus 12:23 pm on March 23, 2009 Permalink | Reply

      öyle yazıldığını biliyorum desem çoğunuz inanmaz tabi. hatta “tabi tabi elbette biliyordun” gibi kinayeli laflar bile eder kiminiz. etmese bile düşünür.
      ya da madem bir şey yazmak istemiyorsun bunu ne diye yazıyorsun be adam bile derler diye tahmin ediyorum. çok sinirlenip küfür eden, aşağılayıp tiksinen olur mu bilmiyorum. aslında okuyan var mıdır ondan bile emin değilim.
      alındım mı? evet alındım.

    • catiski 9:34 pm on March 23, 2009 Permalink | Reply

      tabii tabii!

    • ignoramus 1:40 pm on March 26, 2009 Permalink | Reply

      birileri bir şeyler yapsın artık.

    • Rawkon 3:26 am on June 2, 2009 Permalink | Reply

      küğöte: hiçbirşey yazmak istemiyorum.

      ama yazmışsın?

    • konami 10:46 pm on June 11, 2009 Permalink | Reply

      ilk defa yazıyorum bununla birlikte yorumum geliyor, yine de herkesin yazmak istediği bir şeyi yazmışsın, herkesi yazmışsın, bitti

  • ignoramus 8:32 pm on February 19, 2009 Permalink | Reply
    Tags: , alogia, bonn, internet, sınırlı, , valde   

    Sınırlı Internet Psikolojisi 

    “Sınırlı internet psikolojisi” kavramını ilk ortaya atan kişi sanılanın aksine ünlü İtalyan gezgin ve şair Nonego Reperio değil Sir Valde Alogia‘dır. Sir Valde Alogia, Brandenburg eyaletine bağlı Ahrweiler kentinde beş çocuklu Yahudi bir ailenin üçüncü çocuğu olarak 15 Mart 1827′de dünyaya geldi.  Babası bir soğan tüccarı, annesi ise ev hanımıydı. Valde, kardeşlerine ve diğer çocuklara göre çok daha sessiz, içine kapanık ve beceriksiz bir çocuktu. Mahalle maçlarında kaleye hep o geçiyor, kaleciliği pek beceremediğinden aptalca goller yiyordu. Başarısızlık, dışlanma ve utancın üstüne bir de tüm takım arkadaşları tarafından tartaklanıyor, eve karmaşık duygular içinde, boynu bükük olarak dönüyordu. On üç (13) yaşına kadar evde ailesi (özellikle de annesi) tarafından eğitildi. O sıralar, ilerde  memur olmasını isteyen babasıyla zıtlaşıyor, şarkıcı olmak istediğini söylüyordu. Genelde akşam yemeği sırasında bağrışmalarla başlayan bu tartışmalar, babasının yemeği bitirip sakince sandalyesinden kalkarak Valde’nin ensesine okkalı bir şaplak atmasıyla son buluyordu. Bu, 14 Kasım 1840′da tüberkülozdan babasını kaybetmesine kadar  neredeyse her akşam tekrarlanan bir çeşit ayin gibi sürüp gidecekti. Aynı yıl Ahrweiler Gymasium‘una girdi. Ancak sevmediği dersleri asıyor, hiç ilgilenmiyordu. (İleriki yıllarda öğretmenleri hakkında ağır hakaretler içeren bir kitap yazmıştır.)  Oradan 18 yaşında nihayet mezun olduktan sonra şarkıcılık hayalinden çoktan vazgeçen Valde hukuk okumak için Bonn Üniversitesi‘ne kayıt oldu. Felsefesi ve bizzat hayatı üzerinde derin etkiler bırakan Larva Puto’yla da orda tanıştı. Larva Puto ölmeden önce yazdığı oto-biyografisinde açıkça Valde’yle aralarında aynı tarihte aynı okulda öğrenim görmenin haricinde bir ilişki olmadığını söylese de Valde tüm fikirlerinin esin kaynağı olarak Larva Puto’yu göstermiştir. Bu dönemde Valde bir çok şiir ve hayat üzerine deneme kaleme aldı. “Aşkın Birimi Nedir?”, “Bana Duracak Bir Yer Verin”, “Tüm Bakışlar Yakalanmalı: Ölü ya da Diri!”, “100 Soruda Seks”, “Gereksiz Bayramlar”, “Kablosuz Ağ”, “Büyükbaş Hayvancılık ve Nano Teknoloji” gibi eserleri bize kazandıran Sir Valde Alogia, 20 Şubat 1858′de Paris’teki evinden ekmek almak için çıktı ve bir daha da geri dönmedi.

    Sonraki: Ailenin Önemi

    Yasak: toplum, evlilik, akraba

    Zorunlu: poligami, röle, sapan

     
    • Kitap 12:46 am on February 14, 2010 Permalink | Reply

      Tasarim ve icerik olarak basarili bir site, tebrikler.

  • ignoramus 2:48 pm on February 9, 2009 Permalink | Reply
    Tags: bilinmeyen, boyut, , ileri, ilkel, Teknoloji, üçüncü tür, ufo, , uzaylı   

    Uzaylılar Niye Bizimle Top Oynamıyor? 

    Onların UFOsu

    Onların UFO'su

    Uzaylılar ve UFO’lar hakkında bir dolu teori var. Nasıl olduğunu anlamasak da çok uzak gezegenlerden bir şekilde gelip bizi izleleyen farklı yaratıklar oldukları, aslında uzaylı dediklerimizin zaman yolculuğu yaparak çok uzak gelecekten gelen  insanlar oldukları ya da işin içine boyutu da katarak aslında uzaylıların bizimle aynı gezegen üzerinde ancak farklı boyutta yaşayan canlılar oldukları gibi. Nasıl bir teori olursa olsun sonuçta sahip olduğumuz bilim, teknoloji ve bilgi onlarınkilerle kıyaslandığında son derece sığ ve ilkel kalıyor. Ne yaptıklarını tam olarak bilmediğimiz gibi nereden ve nasıl geldiklerini açıklamaya çalıştığımız yöntemler de bizim için sadece düşünce düzeyinde varlar. Oluşturduğumuz toplum, insanların birbilerine karşı devinimleri, ekonomik ve psikolojik bunalımlar,  üretebildiğimiz tek UFO’nun elektirikli soba olması kısacası insanlığın mevcut hali ortada. Tüm bunlar göz önüne alındığında bizden gayet ileri uygarlıklardan olan uzaylıların kendilerini niye afişe etmedikleri de ortaya çıkıyor. Neden bizimle muhatap olsunlar ki? Belki sadece var olup birbirimize hayatı dar etmekten daha yararlı kullanılabileceğimizi düşündükleri için. Gözlemleyip ibret alarak kendi toplumlarında neyin yapılmaması gerektiğinin örneklerini derlemek için.

    Bizim UFOmuz

    Bizim UFO'muz

    Bizi fikir ve kültür alışverişi yapacak kadar değerli görmedikleri için onları suçlayabilir miyiz? Belki de yapabiliriz, ama onları ikna edebilir miyiz bilmiyorum. Şimdiye kadar varlığımıza tolerans gösterdikleri bundan sonra da böyle olacağı anlamına gelir mi? Çıkarları olmadığı sürece böylesine ileri tekniklere sahip bir toplum bizimle ilgilenir mi? Onlara ne sunacağız? Hiçbirşey. Nitekim yaşanan deneyimler de bunu gösteriyor. Doğru olup olması hakkında konuşmaya gerek duymadığım üçüncü türden ilişkiler de hep hayal kırıklığı ile sonuçlanmış. Uzaylılar tarafından kaçırılan kişilerin üzerinde bir takım deneyler yapılması, daha sonra bunların çok azını hatırlamaları hatta uzaylıların bir kadın rehini hamile bıraması ancak düşükle sonuçlanması, mesi ması vs.. Uzaylılar var olsa da olmasa da “Evrende yalnız mıyız?” sorusunun cevabı gayet açık: Evet yalnızız.

    Sonraki Sıkıcı Konu: Sanatsal Film nedir? Örnek verebilir misiniz? Aferin.

    İstenilse de istenilmese de Kullanılacak Kelimeler Öbeği: klima, leblebi, darbuka

    Zaruri Olsa da Zinhar Kullanılmayacak Kelimeler Kümesi: sıradan, popüler, piyasa

     
  • catiski 4:37 pm on February 6, 2009 Permalink | Reply
    Tags: enteresanlık, esrarengiz, gize, gizem, kefren, keops, mikerinos, mısır, piramit, radyoaktif,   

    Gize Piramitlerinin Esrarengiz Sırları 

    Gize PiramitleriGize piramitleri; Mikerinos, Kefren ve Keops olmak üzere toplam üç tane piramite verilen isimdir. Büyüklükleri | Keops > Kefren > Mikerinos | şeklindedir. Milattan Önce 3000 yıllarında yapıldıkları sanılmaktadır. Onları diğer piramitlerden ayrı tutan en büyük sırları ise içlerinde yazı bulunmaması ve nasıl yapıldıklarının halen bilinmiyor oluşudur. Kimileri şeytani komplolar üzerine yoğunlaşsada en yaygın varsayım bu piramitleri uzaylıların yaptığı düşüncesidir. Bu döngü yüzyıllardır hatta binyıllardır devam etmiştir. Aynı zamanda Keops dünyanın yedi harikasından biri olmayı başardığından mısır piramitleri arasında en saygın pozisyondadır. İşte bazı enteresanlıklar;

    • Mayanız olmadan yoğurt yapabilmek için tek derdiniz piramitte sütünüzü birkaç gün kadar bekletmektir.
    • Keopsun tabanı, kendi yarısının iki katına bölündüğünde ilginç bir biçimde pi (3,14) sayısını verir.
    • Her yüzeyinin yüzölçümünün toplamı, keopsun yüksekliğinin karesine eşittir.
    • Piramitin içinde yaklaşık bir ay bekleyen kirli su, arıtılmış hale dönüşür.
    • Bitkiler, içerde normalden daha hızlı büyür ve ayrıca yaralar, yanıklar çok daha çabuk iyileşir.
    • Piramitlerdeki mumyaları ilk bulan arkeologlar radyoaktif maddeden ötürü kanserden ölmüşlerdir.

    Sonraki Konu İçeriği: Uzaylıların kendilerini afişe etmemelerinin sebepleri / UFO

    İşte Kullanılacak Kelimeler: ilkel, devinim, tolerans

    İşte Kullanılmayacak Kelimeler: gemi, yabancı, dünya

     
    • lerze 3:29 pm on February 14, 2009 Permalink | Reply

      Yorumuma piramitlerin nasıl yapıldığına dair varsayımlarla başlamak isterim.Her biri 20 ton ağırlığında ve yetişkin bir insan büyüklüğünde olan(ki şahsen gidip gördüm) taşlardan oluşturulmuş piramitler tamamen insan ürünüdür.Şu bir gerçektir ki önceki insanlar şimdiki insanlara nazaran daha iri,daha uzun ve daha dayanıklıydı.Ayrıca piramitlerin yapılışı esnasında milyonlarca köle ölmüştür..Bu köleleri mısırlılar dışında shilluklularda (Sudanlılar,Etopyalılar) oluşturmaktaydı.Ki özellikle mısırlılar ve kavruk tenli shilluklular günümüzde de diğer ırklara göre daha iri yapılıdır.Piramitlerin oluşumundaki zaman diliminde birçok Firavun devrinin de geçtiği göz önünde bulundurulursa bunun hiçte imkansız olmadığı ortada.Ayrıca matematiksel boyutunu düşünürüpte beynimizde bir takım soru işaretleri oluşursa bunu bilmek gerekir ki medeniyetler arası matematiğin en çok geliştiği medeniyet Mısır Medeniyeti dir.İnsanlık orta çağdan itibaren meraklı değildi değil mi.Masalsı teoriler günümüzde de arkeoloji dalında çürümüştür.
      Daha sonra bubi tuzaklarına da değinmek gerekir.Her odasının farklı iklimi vardır.Bitkilerle,mayalarla yapılmış beyni öldüren zehirli gazlar..ya bunları saysam konferans metni olur.:D Kısacası bubi tuzaklarının da geliştirildiği ve en fazla görüldüğü şeydir.
      Piramitlerin içini dolaşmak ayrı bir mesele.Çünkü piramitlerin içinde eğilerek yol alıyorsunuz.Öyle bir hesap söz konusu ki insanın nerde ne zaman yorulacağı göz önünde bulundurulmuş ve ona göre küçükte olsa belli bir dinlenme ve doğrulma yerleri konulmuş..Eğilerek gidilmesinin de sebebi şudur..Firavunun yada Firavunların egoist olup kendini bütün insanlıktan üstün görmesi ve Allah a şirk koşarak kendisinden başka ilah tanımamasından dolayı ona secde ederek ulaşılmasını istemesidir.

    • catiski 1:14 am on February 28, 2009 Permalink | Reply

      Benim yazımı ilk gördüğünde yaptığın yorum “yetersiz” olarak kayıtlara geçmişti. Ben de sana zaten ‘yetersiz bir blog’uz demiştim hatırlarsan. Fakat senin yorumunun da pek aydınlatıcı olduğunu göremeyiz hatta benimki daha iyi bence (ki gitmedim :D ) Yani neymiş? direkt yermek çok kolaymış ama iş başa düşerseymiş böyle çuvallamakta komik olurmuşmuş.
      Yine de emeğin için +1 rep.

    • eXecution 1:24 am on February 28, 2009 Permalink | Reply

      Bence Lerze heryönden haklı bi kere Allaha şirk koşmada neymiş günah günah

    • ignoramus 1:28 am on February 28, 2009 Permalink | Reply

      Mısırlılar Türk’tü!

  • catiski 2:15 am on January 29, 2009 Permalink | Reply
    Tags: abi, efendi, hamır, hammur, hammurabi, hamur, hamurabi, kanun, kanunları, köle, mörfi, mörpi, murphy, yasa, yasaları   

    Murphy Yasaları ile Hammurabi Kanunları Üzerine 

    hammurabi

    Şimdi size Google‘dan ufak bir araştırma zahmetiyle bulduğum Hammurabi ve Murphy kanunlarını kopyala-yapıştır komutuyla buraya yazıp, sanki topluma faydalı bir iş yapmışcasına keyifli bir şekilde yaşamıma devam edecek değilim elbette. Murphy kanunları aslında üç-beş taneden ibaretken zaman içinde -biraz da eğlenceli olduğu için- (kaşıntının şiddeti ulaşma zorluğun ile doğru orantılıdır) insanlar tarafından çoğaltılmıştır. Hammurabi yasaları ise 300′e yakın olup, oldukça despot (bir metresin ya da fahişenin oğlu babalığına ya da analığına “benim annem ya da babam değilsiniz” derse dili kesilir) bir anlayış içindedir ve değişime uğramamıştır. Hammurabi kanunlarına despot dediğim için acaba benim için nasıl bir yasa çıkarırdı diye merak etmiyor da değilim. Hatta günümüz anayasasını güncelleme görevi O’na verilseydi nelerle karşılaşabileceğimizi hayal bile edemiyorum.

    MurphyBi’ yandan Murphy’nin öyle(me)sine sarfettiği cümleleri kanuna çeviren toplum, bir yandan da zaten bir hayli fazla olan Hammurabi’nin (abi demiş gibi oluyorum ve oldukça sinir bozucu) yasalarına elini değdirmeden olduğu gibi bırakan toplum… Hammurabi yasaları insanı kendi türünün bir zamanlar ne kadar vahşi olduğunu düşündürerek (“bu kadarı da fazla artık!”) gergin bir hale sokarken ne ironiktir ki Murphy yasaları insana farkındalık (“aa! hakkaten”) yaşatır.

    Acaba Hammurabi bir toplantı düzenleyerek mi bu kanunları oluşturmuştur? Kuruldaki üyeler nasıl bunları onaylıyorlardı? Aklım pek almıyor.

    • Hammurabi: Bir köle efendisine “sen benim efendim değilsin” derse ve onlar o köleyi suçlarsa efendisi onun kulağını kesebilsin bence.
    • Kurul Üyesi01: Mantıklı.
    • Kurul Üyesi02: Bence de, ikisini kesmek onu işlevsiz kılacaktır.
    • Kurul Üyesi03: Burnunu kesmeyi önericektim lakin kulak iki tane olduğundan daha insaflı gibi geldi.
    • Hammurabi: Toplantı bitmiştir.

    Sonraki Konu: İnsan ırkının (halen?) türünü devam ettiriyor oluşu ve insanoğlunun kısırlaştırılması

    Zorunlu Sözcükler: üremek, miras, bilim

    Yasaklanmış Sözcükler: ölmek, evren, sistem

     
    • derya 9:48 pm on December 6, 2009 Permalink | Reply

      ya iyiki biz yokdun onun olduğu zaman yoksa şimdiye biyerlerim eksilmişdi ya elim ya dilim yada burnum :D

  • ignoramus 10:20 pm on January 8, 2009 Permalink | Reply
    Tags: 1917, birinci dünya savaşı, çar, devrim, februrary, panislavizm, rus, sovyet   

    Şubat Devrimi 

    Şubat Devrimi

    1917′de, birinci olduğu yaklaşık 20 sene sonra anlaşılan Dünya Savaşı’nın 3. yılında, tam da İngilizlerin Türklerle Bağdat için savaştığı sırada, ilkokulda tekrar tekrar duyduğumuz son derece tanıdık olan söylemle, tüm Slav ırkları tek bir bayrak altında toplama ve boğazları ele geçirerek sıcak denizlere  inme (belki de sadece yüzmek istiyorlardı)  hayalini gerçekleştirmek için savaşa giren Rus İmparatorluğu’nda gerçekleşen devrim, Mart ayında olmasına rağmen Rusların Julyen Takvim kullanmayı tercih etmesi nedeniyle Şubat’a denk geldiği için literatüre “Şubat Devrimi” olarak geçmiştir.

    Şubat Devriminin farklı yanı, bir parti ya da grubun planlanan, hazırlanan hareketi sonucu değil kendiliğinden olmasıdır. Gruplar halinde greve giden işçilerin, savaşın ve beraberinde getirdiği ağır ekonomik yükün altında ezilen halkın ve gösterileri sivillere ateş ederek bastırması emri verilen askerlerin de katılması sonucu devrim, Rus Çarı’nın çok sevdiği tahtını bırakmasına neden olmuştur.

    Sonraki Kategori: Kavramsal

    Sonraki Konu: Özgürlük

     
c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
cancel