“Sinestezi” hakkında, küçük bir genelleme
Deneyin;
Göreceksiniz ki sistem aslında sizin kafanıza sıkışmış. Hayatınızda var olan kişiler aslında sizin aklınıza sığdırabildiklerinizdir. Herhangi kişi sizin aklınızdaysa aynı zamanda hayatınızdadır. Yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı çok fazla aklınızda tutarsanız onu düşünürseniz bu düşünme döneminde yada hemen sonrasında bir yerlerde onunla karşılaşacağınız kesindir. Çünkü, onun sizin hayatınızda var olması onunla kurduğunuz küçük bir empatik bağ ile ancak gerçekleşir. Beyin denilen (insan bakışı ile) aşırı gelişmiş organ, içinde kurduğu sistemlerinden yalnızca biri olan empatiyi size fark etmeden sürekli çalışır halde tutar. Beyin, ürettiği elektrik enerjisini herhangi wireless sisteminin kullandığı gibi alıcı verici sistemi ile kullanır. Herhangi istek yada kişi akıldayken beyin size fark etmeden onunla ilgili sinyaller yollamaya başlar. Bu verici frekanslarla çalışır ve karşı taraftaki frekansla eşleştiği durumlarda karşı beyindeki nöron denen ayna hücre saniyelik şekil değiştirerek verici frekansı tekrarlar. Bu tekrar sıkça devam ettikçe sistem çalışmaya başlar. Herhangi bir gün aynı yola yürüyor olduğunuzu fark edince “tesadüf”e inanıp hayatınıza devam edersiniz. Normal şartlarda insanın bunu fark etmesi mümkün değildir. Çünkü karşıdan gelen sinyalleri tekrarladığında onun hissettiklerini saniyelikte olsa bizde hissederiz. Herkeste eşit ölçüde olmayan sistem eksiksiz her insanda vardır. Bazı normal olmayan durumlarda beyin bu aldığı frekansı fark etmenizi sağlar. Fakat bu fark ediş duyguların kopyalamasından ibaret olduğundan beynin bunu yorumlaması değişir. Kişiden kişiye değişen bu yorumlama duygu karışması olarak anlatılır. Örneğin: mavi mutluluk yada ekşi kırmızı hissetmek gibi. Bunu sürekli halde yapılması hali bir beyin rahatsızlığıdır fakat herhangi bir tedavi yöntemi henüz gelişmiş değildir. Bu hastalığın genel ismine “sinestezi” adı verilir.
Ekonomi biliminin(!) öne sürdüğü tüm teoriler “rasyonel insan” varsayımına dayanır. Rasyonel insan, tüm eylemlerinde faydasını maksimize etme çaba ve isteği içinde olan mantığın ve aklın bir adım dahi dışına çıkmayan odun gibi bir insandır. Neyse ki pratikte hiçbir zaman var olmamıştır. Varlarsa ekonomi diye bir şeyin olmadığını, ekonomi diye bir şey varsa var olmadıklarını varsayabileceğimiz bir çok insanın takıntı ya da saplantı denilen saçma, abartılı, gereksiz ve çoğu zaman zararlı olduklarını bilmelerine rağmen yapmaya devam ettikleri davranışlar, kafalarından atamadıkları düşüncüler olabilir.
Yalnızca Bollywood’da yılda yaklaşık 1000 (bin) sinema filmi çekildiğini duymuş olduğum gün, yeryüzündeki tüm filmleri asla izleyemeyecek olmamla yüzleştiğim gündü. Ama bi’ yandan da “o filmlerin kaçı izlenmeye değer ki?” diyerek buruk bir sevinç yaşamıştım. Boş vakitleri öldürürcesine geçirmenin ya da boş vakitleri nitelikli bir biçimde geçirmenin herkes için farklı olduğunu biliyor ve buna rağmen zaman zaman başkalarının zaman öldürme yöntemlerini onaylamıyoruz hatta hakarate varacak boyutta “salak” bile diyebiliyoruz. Peki bu farklılıkları bildiğimiz halde neden sanki hiç bilmiyormuşcasına, sanki örümcek beyinliymişizcesine, sanki at gözlüklerimizi takarmışcasına ve hatta sanki nato kafa nato mermermişizcesine bunlara engel olmuyoruz? Suça ortak oluyorum lakin ben kontrol edebiliyorum, ama siz neden? Diğerinin zekasını hakir görmenin otomatik olarak sizi yücelttiğini düşünmek gibi abuk-subuk trajik ve hatta acınası bir neden olabilir mi acaba? Kime diyorum sence? Çok farklı olduğunu düşünmeden önce, bi’ düşün bence.