Tagged: klişe RSS Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • catiski 12:37 am on October 1, 2010 Permalink | Reply
    Tags: inception, klişe, kuble, macgyver, pratik zeka   

    film klişelerinden kupleler ve sufleler 

    james bond, macgyver gibi türde pratik zekası üst düzeyde olan film karakterlerinin çarpışma öncesi hazırlıklarda üst yetkililerinin önerdiği bilumum alet edevatların mücadele esnasında kullanılamamasının düşünülemeyeceği gerçeğiyle hep yüzleşip “vay be yerinde bir icatmış” demişizdir. bu ajanların kaleminin ya da saatinin yalnızca kendi amacında kullanılamadığı, bir çok fonksyonel silaha dönüşebildiğini biliriz. bir kalem asla yalnızca yazmaya yaramaz, aynı zamanda bir lazer tabancası olabiliyorken bir yandan da verici, alıcı hatta ipod belki de ipad? bile olabilmeyi başarmıştır. beni düşündürense bu aletlerin kullanılabilmesi için zeminin hep hazırlanıyor oluşudur. asla ve kat’a o müthiş icat kullanıcının elinde gereksiz bir alet olarak patlamamıştır. o cihaz bir şekilde savaş aleti olarak kullanılır ama asla da kamufle edilen kendi özü olan (yazmak, saati göstermek) şeklinde kullanılmaz.
    tam olarak bunun karşılığı olmasa da inception filminde ekibe sonradan katılan liseli ya da üniversiteye hazırlık için dersaneye giden o yerden bitme pekte alımlı olmayan kızın labirent vari yapılardaki muazzam başarısının gövde gösterisinden öteye gidememiş olması beni sevindirdi. sanki karakterler içinde operasyonun başarılı olabilmesi için bir kilit taşıydı ama nasıl olduysa bir anda fonksyonsuz, vasatı aşamamış adeta bir figüran edasıyla ortalarda amaçsızca gezinip durmasıyla gönülleri feth edip izleyicilerde haklı bir buruk sevinç yaşattı.
    macgyver, isviçre çakısıyla bütünleşmiş, çakının kürdan özelliği hariç tüm meyvelerinden tam randımanlı olarak faydalanabilen bir ajan. dişinin kovuğu olmadığından ötürü mü kürdan kullanmadığı hep kafamı kurcalamıştır. ya da “aldığım maaş ne ki dişimin kovuğuna yetmiyor” mesajı mıdır hiç bilemedim. bir bölümde boru biçimindeki kayak kollarının içinde eskaza çığ düşerde kar altında kalırsanız diye üretilmiş boruyu yeryüzüne çıkartıp üfleyerek bayrak çıkmasını ve yakın çevrede bir yerde gömülü olduğunuzu arama ekibinin anlaması için yapılmış dahiyane bir icada denk gelmiştim. ne yazık ki macgyver’da kovalamaca esnasında atılan ateşlerden ötürü çığ altında kalarak bu aleti kullanmak zorunda kalmış ve şıppadanak diye bulunmuş ve dizi devam etmişti.
    bir kaza, vurulma ya da sakarlık sonucu ağır bir yaralanma geçiren karakterin yakınları tarafında apar topar hastaneye kaldırılması ve uzun ameliyat bekleyişi ardından ilgili doktorun gelip hastanın yakınlarına açıklama yapması sahnesini bilirsiniz. doktor ne dese beğenirsiniz? “eğer zamanında getirmeseydiniz hasta için çok geç olabilirdi” bunun halen insanlar tarafından beğenildiğini düşünmek düpedüz ahmaklıktır. mesela “böyle karga tulumba alelacele getirmenize hiç gerek yoktu, basit bir operasyonla işimi halledebilecekken yaptığınız bu cuhelalıkla hastanın ikibüklüm kalma olasılığını farkedilir düzeyde artırdınız, tebrikler” dese, yakınlarının kafalarından kaynar sular döktürdükten sonra o gergin ortamda soğuk duş etkisi yaratsa harika olmaz mı?
    bu arada giriş yazısını kasıtlı olarak sonra bıraktım çünkü giriş yazısının sonda daha iyi olacağını düşündüm.

     
  • catiski 2:30 am on January 21, 2009 Permalink | Reply
    Tags: eveleme, fm, geveleme, haz, klişe, klişehane, , radio, radyo, televizyon   

    Sıradaki Parçayı, Masadaki Arkadaşa Armağan Ediyorum 

    antique radio

    Bir klişe olarak sıradaki parçayı armağan etmenin -edebilmenin- verdiği hazı alamamanın getirdiği kıskançlık, öfke, kin ve hasetle sıradaki haykırışımı klişehane yuvası radyo ve televizyon kurumlarına atfediyorum. “Televizyonunuzun sesini kısar mısınız?”ın sanki başka bir söyleyiş şekli yokmuşcasına yıllarca söylediler fakat çoğumuz buna aldırmayarak bunharca televizyonlarımızın sesini açtık. Bu tepkiyi göremeyen yayın organları çaresizce sahte kibarlık rollerini ekranları başındaki izleyicilerine aşılamaya çalıştılar. Peki biz ne yaptık? Kuzu gibi televizyonumuzun sesini kıstık, hiç itiraz etmedik. Burda yanlış giden birşey yok mu? Bence yok çünkü televizyonunuz sesi açıkken yankı yapıyor ve söyledikleriniz nerdeyse anlaşılmıyor tabii ki kısmakta haklısınız fakat ince bi’ ayrıntıda mı yok? Bakıyorum da gerçekten yok. Bazen o ince detayın olduğunu düşünürüz ama aslında olmayabilir. Bazen de düşünmeyiz direkt bizden önce düşünmüş olan kişilerin yaptıklarını  -sıradaki parçayı x’e göndermek gibi- yaparız. Ne de olsa birileri bizim yerimize daha önce düşünmüştür neden tekrar düşünelim ki? zaten canlı yayındayız muhtemelen heyecan ve baskı altındayız. Tüm bu evelemeler bir yana asıl zihnimi karıştıransa kişinin gerçekleştirdiği bu eylemden edindiği haz ile yaşadığı duygu yüklü dakikalar bütünü. Bunu asla anlamak istemiyorum.

    Sonraki Kategori : Bağımsız

    Sonraki Konu : Ritüel diyalogların olmadığı salt gerçek bir dünyada yaşasaydık nelerle karşılaşabilirdik?

     
c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
cancel